conscious

  1. Noun, Psychoanalysis bilinç
  2. bilinçli, şuurlu.
  3. müdrik, bilen, aklı başında, kendine hâkim, kendine gelmiş.
    Is he conscious enough to answer questions?

    self conscious: mahcup, sıkılgan.
    be conscious of one's responsibilities: sorumluluklarını bilmek, mes'uliyetlerini müdrik olmak.
  4. ayık, ayılmış, uyanık.
    He was conscious during the operation. He is badly hurt but still conscious.
  5. conscious of: yaptığını bilen, yaptığının farkında, vâkıf, haberdar. be conscious of something:
    birşeyin farkında olmak, birşeyi hissetmek/sezmek. become conscious of something: birşeyin farkına varmak. He is fully conscious of the risks involved: Gelecek tehlikelerin tamamıyla farkındadır.
  6. kasıtlı, kastî, bile bile yapılan.
    a conscious liar. a conscious insult. He made a conscious effort to improve.
  7. yaptığı kötülüğün farkında, günahını bilen.
güvenlik önlemleri konusunda titiz olmak Verb
bilinçlenmek Verb
sınıfının bilincinde olan
sınıfınin bilincinde olma durumu
topluluk bilinci taşıyan
tüketici bilincini taşıyan
maliyet bilinci (maliyetleri olabildiği kadar düşük tutma gayreti
çevre bilincine sahip
modayı izleme
mal mevcudundan haberi olma
envanter bilinçli olma
bilinci yerinde görünmek Verb
kendinde görünmek Verb
bilinçi yerinde görünmek Verb
milli bilince sahip
fiyat üzerinde durma
tutum zihniyetli
yarı baygın
consciousness.
bilinç düzeyi
bile bile yalan söyleyen
sonuçlarının bilincinde
sonuçlarının bilinç inde
bilinçli paralel davranış Noun, Competition Law
bilinçli paralellik Noun, Competition Law
bilincinde olarak; farkında olarak (protokollerde kullanılan deyim)
müdrik olmak Verb
bir şeyin farkında olmak Verb
birşeyin farkına varmak Verb
bilinçlendirmek Verb