dog

  1. Noun, Animal Species köpek
  2. Noun, Zoology köpek, it
    (Canis familiaris).
    a dead dog: (a) köpek leşi, (b) değersiz kimse/şey.
  3. Noun kurt, tilki, çakal gibi köpek familyasından olan hayvan.
  4. Noun bu hayvanların erkeği (dişilerine
    bitch, vixer vb.'denir).
  5. Noun köpeğe benzer herhangi hayvan.
    sea dog: (a) fok, (b) gemici.
  6. Noun âdi/alçak/değersiz adam, it.
    dirty dog!: alçak herif! pis köpek! itoğlu it!
    sly dog: hinoğlu hin.
  7. Noun herif, adam.
    a gay dog: çapkın, köftehor.
    You lucky dog! Seni gidi köftehor seni!
    Give
    a dog a bad name (and hang him): Adamın adı çıkacağına canı çıksın.
    dog in the manger: bencil, kendisine yaramayan şeylerin bile başkaları tarafından kullanılmasına engel olan kimse.
    top dog
    k.d. kodaman, forslu kimse. (bkz: underdog ).
  8. Noun son derece âdi/kötü/değersiz şey.
    That used car you bought is a dog: Aldığın o kullanılmış araba beş para etmez.
  9. Noun çirkin ve sıkıcı kadın.
  10. Noun (bkz: hot dog ).
  11. Noun, Astronomy (a) Büyük Köpek
    (Canis Major) veya Küçük Köpek
    (Canis Minor) burcu, (b) Köpek burcunun en parlak yıldızı, Sirius.
  12. Noun, Machines (a) mandal, (b) (kütükleri tutmak ve kaldırmak için kullanılan) demir kanca/çengel, (c) kelepçe, kurbağacık,
    (d) palamar gözü, (e) ocağın demir ayağı, (f) fırdöndü, (g) kastanyola.
  13. Transitive Verb peşini bırakmamak, (özellikle kötü niyetle) takip etmek, peşinden gitmek.
    dog one's steps: birinin
    peşinden ayrılmamak, adım adım takip etmek.
  14. Transitive Verb (tazı gibi) av peşinden gitmek.
  15. Transitive Verb kütükleri kanca ile tutup kaldırmak
birinin peşini bırakmamak Verb
kötü günler yaşamak Verb
köpeğinin yuları elinde olmak Verb
bir köpeği ıslıkla çağırmak Verb
ayakların baş olması hali, astların üstlere emir vermesi, işlerin tersine dönmesi.
The tail wags the
dog: Dünya tersine dönüyor = Ayaklar baş oldu.
How wags the world? Ne var ne yok?
So wags the world: İşte dünya böyledir.
The world wags and we wag with it: Dünya ile birlikte yuvarlanıp gidiyoruz.
yaralıların
kar altında kalanların aranmasında kullanılan köpek
yetiştirilmiş bekçi köpeği
bir işe yaramamak.
üstün gelmek.
dikkat köpek var
avlanan kuşları yakalayıp getiren köpek. Noun
cant hook
Dalmaçya köpeği, kızak köpeği.
Dalmaçya köpeği. Noun
tanuki
(Canis procynoides), ayıcık avlamak için yetiştirilmiş köpek. Noun
gebermek, sefil bir şekilde ölmek.
aç kurt gibi yemek Verb
Eskimo köpeği.
köpek gezdirmek Verb
kendini çok hasta hissetmek Verb
kedi köpek gibi kavga etmek Verb
(Doğu sanatında rastlanan) aslan yeleli vahşi köpek (resmi/heykeli). Noun
av köpeği
Alman çoban köpeği, polis köpeği. Noun
Alman çoban köpeği, polis köpeği. Noun
tuvalete gitmek Verb
Büyük-Köpek (burç). Noun
Büyük-Köpek (burç). Noun
kılavuz köpek: körlere yol gösteren eğitilmiş köpek. Noun
gözleri görmeyene yol gösteren köpek
rehber köpek
av köpeği. Noun
(akşamdan kalma içki mahmurluğunu gideren) içki.
içkinin etkisini azaltmak için sonradan içilen bir kadeh içki Noun
köpek beslemek Verb
sıcak sosis, sosisli sandviç. Noun
ev köpeği, bekçi köpeği. Noun
av köpeği.
hilekâr adam
bir çeşit av köpeği.
küçük ev köpeği. Noun
Köpek burcu. Noun
Beni seviyorsan dostlarımı da seversin.
talihli/şanslı kimse.
lucky dog! şanslı kerata! herifin şansı var!
He's a lucky dog: Çok şanslıdır kerata!
kudurmuş köpek
Malta köpeği: uzun beyaz tüylü bir köpek cinsi.
askerlikte haber taşıyan köpek
mektup getirip götüren köpek
maymun-köpek: küçük bir cins köpek. Noun
konuşmaya tenezzül etmemek, kibirinden kimse ile konuşmamak.
sahipsiz köpek
(Asya ve Afrikada) leşle beslenen âdi sokak köpeği.
(a) polis köpeği, polise yardım için özel eğitilmiş köpek, (b) German shepherd.
çayır köpeği, kır sincabı
(Cynomys ludovicianus): K. Amerika bozkırlarında toplu halde yaşayan,
bitkilere zararlı kemirici hayvan. (kuyruğu 16 cm., toplam boyu 40 cm.).
okul hademesi
böbürlenmek, çalım satmak, poz takınmak, hindi gibi kabarmak, kendine zengin/önemli süsü vermek.
köpek tavşanı Noun, Zoology
tanuki, sürmeli köpek
(Nyctereutes procyonoides). Doğu Asyada yaşar, gözlerinin etrafı siyah benekli bir cins vahşi köpek.
benekli fok/ayıbalığı
(Phoca vitulina): K. Amerika ve Avrupa kıyılarında bulunan küçük, benekli bir tür ayıbalığı. Noun
körler için özel yetiştirilmiş köpek.
öncü, (bir yarışmada vb.) önde/ başta gelen kimse/kurum. Noun
fino köpeği
iz süren köpek
birisine köpek muamelesi yapmak.
kurt köpeği, Eskimo köpeği.
it, itoğlu it, aşağılık/rezil/korkak kimse. Noun
şüphe altındaki bir hırsızı izlemek Verb
köpek bisküviti. Noun
trende köpek taşımaya mahsus furgon
köpek taşıyan furgon
(politika) önemsiz adam
öldürmek amacıyla sokak köpeklerini toplayan kişi
pek ucuz
tasma. Noun
dik ve yüksek yaka. Noun
papaz yakası. Noun
eyyamı bahur: yazın en sıcak ve nemli günleri (3 Temmuz - 11 Ağustos). Noun
uyuşukluk dönemi. Noun
İt iti ısırmaz.
köpekleri çok seven kimse
mayweed. Noun
it rezenesi
(Eupatorium capillifolium) : yeşilimsi beyazdan bronza kadar değişik renkli çiçekler açan bir yabani ot. Noun
heath aster Noun
köpek maması Noun, Home
karsak
(Vulpes corsac): küçük, sarımtrak-kahverengi, kuyruğu saçaklı Asya tilkisi. Noun
erkek tilki. Noun
corsac Noun
kurt gibi aç olma
kendisine yaramayan şeylerin başkaları tarafından alınmasını engelleyen kimse
kanca
krampon
bağlama kelepçesi
çok az gayret sarfetmek, az çaba ile yapmak.
hatalı Lâtince. Noun
Lâtinceyi taklit ederek söylenen uydurma sözler. Noun
köpek tasması
köpek karnesi
köpek vergisi
(Br) köpek vergisi
köpek ruhsatı
köpek sadakati
köpek sahibi
köpek yüzüşü: kollarla suyu çekip ayakları hafif vurarak su üstünde kalma. Noun
çok fakir
kuşburnu, itgülü, yabani gül
(Rosa canina). Noun
yaban gülü Noun, Botany
yem olarak kullanılan som balığı. Noun
köpek gösterisi
çok hasta
it-kızağı: köpeklerle çekilen kızak (Kutup bölgelerinde kullanılır). Noun
Akyıldız, Sirüs: Büyük/Küçük Köpek burcunun en parlak yıldızı. Noun
askerlerin boyunlarına taktıkları madenî kimlik belgesi (üzerinde ad, sosyal sigorta numarası, kan grubu ve dini yazılıdır). Noun
köpeğe takılan madenî kimlik. Noun
köpek vergisi
çok yorgun
köpek dişi, it dişi. Noun
yaprak şeklinde bir süs. Noun, Architecture
yelkovan
öksüz vardiya: gemide 16.00-18.00 ve 18.00-20.00 arasında tutulan kısa akşam nöbeti. Noun
çok yorgun
şifreli söz, gizli imalar içeren ifade Noun, Language-Literature
cıvata anahtarı
köpek yazarı Noun, Employment
kitap yaprağının köşesinin kıvrılması
köpek hayatı
kötü bir yaşam biçimi
kıvrık/katlanmış kitap sayfası.
kitap sayfasının köşesini katlamak/kıvırmak.
dog-ear
katlanmış, kıvrık.
itkuyruğu
(Cynosurus): bir tür kabaçayır. Noun
it dili, köpek dili. Noun
kıskanç, kendi kullanmadığı bir şeyden başkasının yararlanmasını istemeyen kimse.
He is a dog in the
manger: Kıskancın biridir.
uzun zaman.
sefil hayat.
hırgür, kedi-köpek kavgası.
They quarrel like cat and dog: Hiç geçinemezler /Kedi-köpek gibi kavga ederler.
çekilmez/tahammül edilmez yaşam, kavga ve çekişme ile dolu hayat.
Dalmatian ile ayni anlama gelir. Dalmaçya köpeği.
büyük ayrık otu, domuz ayrığı
(Cynodon dactylon).
zavallı bir durumda ölmek Verb
güzel giyiniyorum sanıp herkese gülünç olmak.
son moda giyinmiş
çapaçul giyinmiş
kuru köpek maması Noun, Home
talih bir gün herkese güler/herkesin bir şans günü vardır.
(akşamdan kalma içki mahmurluğunu gideren) içki.
çaresiz kalmış birini güçlükten kurtarmak. Adjective
sefalet içinde yüzmek, (it gibi) sürünmek, sefil bir hayat sürmek.
(köpek gibi) sürünmek, sefalet içinde bunalmak, çok sıkıntılı bir hayat sürmek.
çok sıkıntı çekmek, sürünmek, sefalet içinde yaşamak.
birisini sefalete sürüklemek, süründürmek.
meseleyi kurcalama, işleri kendi haline bırak, uyuyan yılanı uyandırma.
Uyuyan yılanı uyandırma/işi kurcalama/oluruna bırak.
! Uyuyan köpeğin (yılanın) kuyruğuna basma!
kasım kasım kasılarak
hiç şansı olmamak Verb
hiçbir şansı olmamak Verb
hiç şansı olmamak.
He hasn't a dog's chance.
köpeğini birinin üzerine salıvermek Verb
uzun ve soğuk fıkra
bir içki âleminin ertesi günü mahmurluğunu gidermek için bir bardak daha içmek.
ıslak köpek maması Noun, Home
(US) sözleşme süresince sendika ile ilişkisi olmayacağına söz verme
Huylu huyundan vazgeçmez/Can çıkar huy çıkmaz/Bu yaştan sonra huyumdan vaz geçemem/yeni bir şey öğrenemem/
Sekseninden sonra saz çalamam.
Adjective