half

  1. Noun yarı(m), (1'den küçük).
    I gave her one half of my apple: Elmamın yarısını ona verdim.
    to take
    half of: yarısını almak.
    Two halves make a whole: İki yarım bir bütün eder.
    half a dozen: yarım düzine.
    to go halves: yarı yarıya bölüşmek.
    They had gone halves in everything: Her şeyi yarı yarıya bölüştüler.
    cut in half = cut into halves: yarıya/ikiye bölmek.
    He is too clever by half: Lüzumundan fazla akıllıdır.
    the first/second half: ilk/ikinci yarısı.
    do something in/by halves: bir işi yarım yamalak yapmak.
  2. Noun buçuk (1'den büyük sayılar için).
    Two and a half kilos = two kilos and a half: İki buçuk kilo.

    half past ten: (saat) on buçuk.
    at half past ten: saat on buçukta.
    two and a half: iki buçuk.
  3. Noun, Sports yarı dönem/devre, oyunun iki döneminden biri.
  4. Adjective yarım.
    a half cup: yarım fincan (dolusu).
    half French half English: yarı Fransızca yarı
    İngilizce.
    half one thing half another: yarım yamalak, bölük pörçük.
  5. Adjective yarım yamalak, tam olmayan, noksan.
    A half truth is often no better than a lie: Yarım gerçek yalanla
    birdir.
    I don't like half-measures: Yarım yamalak tedbirlerden hoşlanmam.
  6. Adverb (bileşik sözcüklerde) yarı-.
    half-asleep: yarı uykuda.
    half-baked: yarı pişmiş.
    half-dressed:
    yarı giyinik.

    NOT:

    half-, birçok sözcüklerin önüne gelerek onlara yarı-, kısmî anlamı ekler. Bunların anlamı temel sözcüğün anlamından kolayca çıkarılabilir. Bu tür başlıca sözcükler bu ve bunu izleyen sayfaların altında verilmiştir.
  7. Adverb kısmî, kısmen, yarı yarıya, tamamlanmamış, âdeta, nerde ise, hemen hemen.
    a glass half full of milk:
    yarı yarıya süt dolu bir bardak.
    The beggar was half-dead from hunger: Dilenci nerde ise açlıktan ölecekti.
  8. Adverb oldukça, nisbeten, bir dereceye kadar.
    She was only half recovered from her illness: Hastalıktan
    oldukça iyileşmişti.
    I half suspect that … : …'den bir dereceye kadar şüpheliyim.
  9. 'ın çoğulu: yarımlar.
maaşının yarısını bankaya yatırmak Verb
servet inin yarısını kumarda kaybetmek Verb
servetinin yarısını kumarda kaybetmek Verb
işinin yarısını ertesi güne bırakmak Verb
bir adamın karısı
her ay maaşının yarısını tasarruf etmek Verb
birbuçuk ...
bir buçuk ...
buçuk
eş, karı veya koca.
How is your better half: Eşiniz nasıl?
eş (karı veya koca).
How is your better half: Eşin nasıl?
birşeyi ikiye bölmek Verb
birşeyi yarıya bölmek Verb
birşeyi ikiye ayırmak Verb
bir ambalajı yarı yarıya kısaltmak Verb
yarısını kesmek Verb
ortalamak Verb
birinci yarı Noun, Sports
ilk devre Noun, Sports
birinci devre Noun, Sports
ilk yarı Noun, Sports
ikiye ayrılmış/bölünmüş.
cut in half: ikiye bölmek/ayırmak.
yarısı bile değil.
And that's not half of it = I haven't told you the half of it: Bu söylediklerim
daha yarısı bile değil (Daha neler var neler!).
to make a good start is half the battle: İyi başlanmış iş yarı başarılmış sayılır.
(a) asla, kat'iyen, pek … değil, hiç de … değil.
not half bad: hiç de fena değil.
not half
good enough: asla iyi değil.
The food's not half bad: Yemek hiç de fena değil. (b) yarısı bile değil, (c) hem de nasıl, pek çok, ziyadesiyle.
“Did you like it?” “Not half!”: “Hoşuna gitti mi?” “Hem de nasıl!”.
He didn't half swear: Öyle bir küfretti ki!
I didn't half like it: Çok hoşuma gitti.
It isn't half windy today: Bügün çok fırtına var.
half3 (5).
insanın karısı ya da kocası
gidiş dönüş biletinin gidiş kısmı
bir işi yarı yarıya küçültmek Verb
yarı yarıya indirmek Verb
ikinci devre Noun, Sports
ikinci yarı Noun, Sports
birşeyi ikiye bölmek Verb
bir buçuk misli ücret.
çok zeki, fazlasıyla zeki.
That new boy offended everyone by being too clever by half.
(eskiden) ikibuçuk şilin
yarım düzine
(a) bir an, bir saniye, hemen.
Wait there on the corner while I go into the shop, I shan't be half
a mo: Köşede bir saniye beni bekle, dükkâna uğrayıp hemen gelirim. (b) dur hele, sahi, şimdi hatırladım.
That's a very nice girl; here, half a mo, isn't she your neighbor? Çok cici bir kız; dur hele/sahi, o senin komşun, değil mi?
yarı ayar
yarı yarıya
yarım zırh, bacakları açıkta bırakan zırh. Noun
bir buçuk katı/misli.
He earns half as much as you: Seninkinin bir buçuk katı kazanıyor.
yeterince hazırlanmamış ya da düşünülmemiş
aptalca
iyi oluşmamış fikirler Noun
yarı deri ciltli
üveylik. Noun
(otelde) ücrete sabah kahvaltısı ve bir öğün yemek dahil
yarım pansiyon
postal Military
yarım çizme. Noun
yarım şişe
brother ile ayni anlama gelir. üvey kardeş.
baba tarafından kardeş
ana tarafından kardeş
yarım dolar. Noun
yarım-âhenk. Noun
melez insan
ılımlı iklim
yarı-tetik: ateşli bir silahın horozunun yarıya kadar çekilip bırakılması hali. Bu durumda tetik çekilse de silah ateş almaz. Noun
getirdiği müşteriler üzerinden borsa üyesine komisyon karşılığı çalışan kişi
yarım kron: İngiltere'de 1971'den önce 2 şilin 6 peni (1/8 sterlin) değerindeki sikke. Noun
epey sarhoş
5 sentlik ABD gümüş parası: 1794-1805 ve 1829-1873 yıllarında kullanılmıştır. Noun
yarım dolar
yarım dolar: 50 sent değerinde ABD gümüş parası. Noun
yarım düzine
yarı dubleks
yarı dubleks kanal
5 dolarlık ABD altın parası (1929'da tedavülden kaldırılmıştır). Noun
yarım bilet ücreti
yarı fiyatı
yarı bitmiş
yarı bitmiş ürünler Noun
(havada yarım daire çizerek) balıklama dalış. Noun
dülger bağı, sade ilmik,
den. meze volta. Noun
öğleden sonraki tatil
yarım saatte bir
yarı katılım
yarım yamalak bilgi
half binding
gelişme ve refah döneminin arkasından gelen yozlaşma ve çöküş
bayrakların yarıya inmesi
yarı önlem
yarı tedbir
yarımay
yarım ay biçiminde herhangi bir şey
yarım ay
(güreş) boyunduruk. Noun
yarım nota, süresi tam notanın yarısına eşit olan nota. Noun
yarı
aralık
dergi yayımcılığında yazı ya da reklamın karşılıklı iki sayfanın alt ya da üst bölümüne basılması
geri hizmette bulunan veya emekli olan subayın indirilmiş maaşı. Noun
yarım pansiyon
kahvaltı ve bir öğün yemeği içeren otel ücreti
yarı fiyat
tasviye için yarı fiyat ına
delil gibi görünüp aslında delil olmayan
görünürde kanıt
yarım bilet ücreti
yarım tarife
yarım aralık/fasıla: bir tam nota çalınma süresinin yarısına eşit aralık. Noun
yarım kafiye. Noun
yarım uyak Noun, Language-Literature
sarhoş.
yarı hisse
yarım hisse
yarı pay
yarım kabuk: midye, istiridye vb. gibi iki kabuklu deniz hayvanlarının kabuklarının her biri. Noun
üvey abla/ kızkardeş.
yarım beden: kısa boylu kadınlara mahsus 12.5'tan 24.5'a kadar buçuklu beden ölçüsü. Noun
(kundura, çizme vb. için) yarım pençe. Noun
yarım altın: 10 şilin değerinde İngiliz parası (1917'de tedavülden kaldırılmıştır). Noun
semitone. Noun, Music
yarım adım: hızlı yürüyüşte 15 inç (38 cm.), yavaş yürüyüşte 18 inçlik (46 cm.) adım. Noun, Military
(US) 50 dolarlık hisse senedi
sömestr tatili
yarıyıl tatili
yarı tutar
yarısı
işin en zor kısmı Noun
yarım bilet (çocuk bileti
yarı-gelgit, yarım met. Noun
(spor) yarı, devre, dönem, ara, haftaym. Noun
yarım gün çalışan işçi
yarım gün çalışan
çakırkeyif

bastard title ile ayni anlama gelir. yarı başlık: kitap metninden önce bütün bir sayfaya basılan başlık. Noun
bölüm başlığı. Noun
önü tekerlekli arka tarafı paletli araç
yarı eğitilmiş.
yarım kelime
yarım haftalık iş
altı ay
altı ayda bir
altı aylık hesap
yarım ton
yarımşar
yarı fiyatına
yarım kulakla dinlemek Verb
yarım puan daha düşük olmak Verb
yarılanmak Verb
yarılanmak Verb
yarım kulakla dinlemek Verb
çocuklar yarım biletle yolculuk eder
yarım çocuk bileti
yarılamak Verb
yarı zamanda bitirmek Verb
sınava girenlerin yarısını bırakmak Verb
yarı fiyatına
biriyle bir şeyi yarı yarıya paylaşmak Verb
biriyle yarı yarıya paylaşmak Verb
hazırlıksız iş görmek.
(a) vaktinden önce ateş etmek/almak/vukubulmak, (b) hazırlıksız veya düşünmeden konuşmak/davranmak /harekete geçmek.
berbat durum ;* hazırlıksız iş görmek Verb
bir şirkette yarı hissesi olmak Verb
bir firmanın yarısının sahibi olmak Verb
şirkette yarı hissesi olmak Verb
meyilli/niyetli olmak.
biraz istekli/niyetli olmak.
bir şeyi yapmaya pek niyeti olmamak Verb
bir ürün ya da hizmetin toplam tüketiminin yarısı ya da ondan çoğunu gerçekleştirenler Noun
yarım saatlik ara
(saat) sekiz buçuk
bir kitabın fiyatını yarıya indirmek Verb
birini yarı yolda karşılamak Verb
pek fena değil
hiç fena değil
yarısı bile değil.
And that's not half of it = I haven't told you the half of it: Bu söylediklerim
daha yarısı bile değil (Daha neler var neler!).
to make a good start is half the battle: İyi başlanmış iş yarı başarılmış sayılır.
yarısı bile değil.
And that's not half of it = I haven't told you the half of it: Bu söylediklerim
daha yarısı bile değil (Daha neler var neler!).
to make a good start is half the battle: İyi başlanmış iş yarı başarılmış sayılır.
hizmet dışı bırakılmış yarım ücret alan kişinin durumu
birbuçuk ...
bir buçuk ...
gidiş bileti
masrafın yarısını ödemek Verb
sınava girenlerin yarısını bırakmak Verb
kârın yarısını cebe atmak Verb
dönüş bileti
kendini emekliye ayırtmak Verb
bir şeyi yarı fiyatına satmak Verb
…'in büyük kısmı Noun
fazla mesai ödemesi
şeytan diyor ki
açıkça, apaşikâr, besbelli, gözü kapalı (olarak bile), dikkat etmeden bile.
You can see with half
an eye that he and his wife are unhappy together.
motoru yarım güçle çalıştırmak Verb

Turkish Dictionary (Kubbealtı Turkish Dictionary)

  1. Yemin, ant, kasem
  2. Arka, art