have

  1. Verb malik/sahip olmak.
    He has a big house.
    We had a lot of rain last week: Geçen hafta çok yağmur yağdı.
  2. Verb almak, yemek, içmek, yapmak.
    have tea/coffee: çay/kahve içmek.
    have dinner: akşam yemeği
    yemek.
    to have news: haber almak.
    He has 3 cigarettes each morning: Her sabah 3 sigara içer.
  3. Verb (arkadaşlığa/akrabalığa vb.) kabul etmek.
    He wanted to marry her, but she didn't have him.
  4. Verb (duçar/maruz) olmak, geçirmek.
    He had a heart attack last year: Geçen sene bir kalp krizi geçirdi.

    She had a surgery two months ago: İki ay önce bir ameliyat geçirdi.
    have a good time: iyi vakit geçirmek.
  5. Verb (fikir vb.) taşımak, -lenmek, … olmak.
    to have doubts: şüphesi olmak, şüphelenmek.
  6. Verb ettirmek, yaptırmak, mecbur etmek, … sağlamak.
    have him come here at five: Saat beşte buraya gelmesini
    sağla (buraya getir).
    have it cleaned: temizlet.
    I have had a house built: Bir ev yaptırdım.
    He had his hair cut yesterday: Dün saçını kestirdi.
  7. Verb göstermek, izhar etmek.
    to have the courage to: … cesaretini göstermek.
    She had the crust to
    refuse my invitation: Davetimi reddetmek kabalığını gösterdi.
  8. Verb tutuşmak, etmek, yapmak.
    to have fight: kavgaya tutuşmak, kavga etmek.
    I'll have his head (or
    hide)
    argo Elime geçirsem derisini yüzeceğim.
    to have a talk: sohbet etmek.
  9. Verb izin vermek, müsaade /müsamaha etmek, göz yummak.
    I will not have it: Buna müsaade edemem.
    I'll
    have no complaint: Şikâyet istemiyorum.
    I won't have such behavior: Böyle harekete izin veremem.
    I won't have anything said against him: Onun aleyhinde söz söyletmem.
  10. Verb saymak, tutmak.
  11. Verb bilmek, anlamak, vakıf olmak.
    to have neither German nor Spanish: Ne Almanca ne de İspanyolca bilmemek.
  12. Verb doğurmak, dünyaya getirmek.
    to have a baby: çocuk doğurmak.
  13. Verb elinde tutmak, hâkim olmak, üstün durumda bulunmak, baskın çıkmak.
    He has you there: O hususta senden üstün durumdadır.
  14. Verb (a) aldatmak, faka bastırmak.
    I've been had by that swindler: O dolandırıcı beni faka bastırdı.

    I think I've been had: Galiba aldatıldım. (b) rüşvet vermek, (rüşvet vb. ile) elde etmek/ele geçirmek.
    He is too honest to be had.
  15. Verb elde etmek, (satın) almak, temin etmek, sağlamak.
    You can't have that house at that price: O evi bu fiyata alamazsın.
  16. Verb (belirli bir duruma) maruz bırakmak.
    The problem had me stumped: Bu sorun beni şaşırttı/afallattı.
  17. Verb (merhamet vb.) beslemek.
    have pity on him.
  18. Verb misafir etmek, (misafiri) ağırlamak.
    We had Mary over for dinner.
  19. Verb (bir kadınla) cinsel ilişkide bulunmak.
  20. Verb (hali vakti yerinde/zengin) olmak.
    There are some who have and some who have not: Kimisi zengindir
    (valıklıdır) kimisi de yoksul.
  21. Verb (belirli bir nitelikte) olmak, (niteliğe) sahip olmak.
    to have courage: cesur olmak.
    to have
    three equal angles: üç açısı eşit olmak.
  22. Verb yardımcı fiil olarak bileşik zamanlar yapmakta kullanılır:
    She has gone: O gitti.
    It would
    have been an enjoyable night if I hadn't felt downcast: Üzüntüm olmasaydı güzel bir gece geçirecektim.
  23. Noun
    haves: malik olanlar, mal/mevki sahipleri, zenginler, varlıklılar.
    The haves and have nots:
    zenginler ve fakirler, varlıklılar ve yoksullar.
  24. Noun hile dalavere.
  25. /
    keep one's wits about one: itidalini korumak, paniğe kapılmamak, düşünceli hareket etmek, kendine hâkim olmak.
emeksiz yemek, her şeyi havadan beklemek, zahmetini/sıkıntısını çekmeden bir sonuca ulaşmak, her güzellik
bir arada olmak.
You spend all your money on beer and then complain about being poor, but you can't expect to have your cake and eat it (too), you know: Hem bütün paranı içkiye (biraya) harcıyor, hem de fakirlikten yakınıyorsun. Herşeyi havadan bekleyemezsin.
kanı beynine çıkmak, çok kızmak, köpürmek, tepesi atmak.
The injustice of any sort always gets my
blood up: Ne türlü olursa olsun, haksızlığa çok kızarım.
öcünü almak, kuyruk acıcını çıkarmak.
(birinin) içyüzünü anlamak, niyetlerini/karakterini keşfetmek, ne idüğünü meydana çıkarmak.
kendi arabası olmak Verb
gizli planı olmak Verb
kavgaya hazır olmak Verb
öfkesi burnunun ucunda olmak Verb
kopyasını kendinde alıkoymak Verb
bir kopyasını kendine alıkoymak Verb
kendi ne bir kopyasını ayırmak Verb
hesabında tutarsızlık olmak Verb
asalet unvanına sahip olmak Verb
zeki/akıllı/kafalı olmak.
kendi evi olmak Verb
kafasında çok şey olmak Verb
üzülmek, vicdan azabı çekmek, yüreğinin yağı erimek, boğazı tıkanmak/düğümlenmek.
ne istediğini bilmek, kararlı/azimli olmak.
(a) mütemadiyen tehlikeli ilâçlar almak, (b) bir kimseden sürekli nefret etmek.
çok acıkmak Verb
kurt gibi aç olmak Verb
kulağına fısıldamak, gizlice söylemek.
anlayışlı/makul olmak, sağduyusu yerinde/aklı başında olmak.
He wouldn't act like this if he he had
all his marbles: Aklı başında (makul) olsa böyle yapmazdı.
tüm servetini hisse senet dilerine yatırmış olmak Verb
anlayışlı/makul olmak, sağduyusu yerinde/aklı başında olmak.
He wouldn't act like this if he he had
all his marbles: Aklı başında (makul) olsa böyle yapmazdı.
dikkatli olmak Verb
iyi haberdar olmak Verb
bir dediği iki olmamak Verb
emrine amade bol parası olmak Verb
menfaatlerini gözetmek Verb
konuşma özürlü olmak Verb
yerinde duramamak, kabına sığamamak, bir iş yapmaya/bir şey söylemeye can atmak.
She's had ants in
her pants ever since she won that ticket to Hawai: Havai'ye bilet kazandığından beri yerinde duramıyor.
hedef almak Verb
emrinde bulunmak Verb
kendi içgüdülerine hâkim olmak Verb
duygularına hâkim olmak Verb
askerlikle ilişiği olmamak Verb
karın rnıı doymak Verb
işi başından aşkın olmak Verb
kendi mameleki üzerinde tam tasarruf hakkına sahip olmak Verb
talih kendinden yana olmak Verb
(bir işyerinde) ait olduğu yeri bulmak Verb
görmüş geçirmiş olmak Verb
iyi günler görmüş geçirmiş olmak Verb
çok para harcayarak eğlenmek Verb
saçına röfle yaptırmak Verb
adam kullanmak Verb
ağır hareket eder olmak Verb
çok önemli olmak Verb
açıkta kalmak Verb
dilini yutmuş olmak Verb
dilinıyutmuş olmak Verb
kendi parası olmak Verb
işini sevmemek Verb
kendine ait geliri olmamak Verb
kendi kaynakları olmamak Verb
mesleğini bildirmemiş olmak Verb
boşa çalışmak Verb
kendine ait bir şeyi olmamak Verb
emrine amade olmak Verb
ümitsiz/müşkül durumda olmak, sıkışmak, çıkmaza saplanmak.
The inflation is beyond the control, and
the economy's really got its back to the wall.
ifrit olmak Verb
arabasının servisini muntazaman yaptırmak Verb
arabanın servisini muntazaman yaptırmak Verb
ağızınin tadı bozulmak Verb
inkisarı tutmak Verb
ahı tutmak Verb
oxford'dan doktora derecesi olmak Verb
kötü günler yaşamak Verb
işleri düzene koymak Verb
toparlanmak Verb
işlere çekidüzen vermek Verb
kulağı kirişte olmak, bütün söylenenleri dinlemek.
dikkatle dinlemek Verb
bahanesi hazır olmak Verb
gözleri dolmak Verb
gözü kalmak.
rüşvetçi olmak Verb
beceriksiz olmak Verb
gençlik çılgınlıkları yapmak Verb
(Br) eşyasını naklettirmek Verb
eşyasını taşıtmak Verb
üstünlükleri olmak Verb
birinden kesinlikle nefret etmek Verb
saç kestirmek Verb
saçına mizanpli yaptırmak Verb
mizanpli yaptırmak Verb
iyi nişancı olmak Verb
eli kolu bağlı olmak Verb
çok meşgul olmak, başını kaşıyacak vakti olmamak, işi başından aşmak, başka işe vakti olmamak.
çok meşgul olmak.
makul/aklı başında olmak, akıllıca iş yapmak, aklını başına toplamak.
benimsemek, kendini vermek, iyice ilgilenmek.
I tried to learn music but I didn't have my heart in
it (my heart wasn't in it).
can atmak, çok istemek, bütün kalbiyle arzu etmek, bütün ümidini …'e bağlamak, aklına koymak, kararlı
olmak.
She has set her heart on going to Europe after graduation.
birine kancayı takmak Verb
derslerini çok iyi öğrenmiş olmak Verb
hayatını sigorta ettirmek Verb
fotoğraf çektirmek Verb
(Br) valizini kaydettirmek Verb
bagajıni teslim etmiş olmak Verb
bagajını teslim etmiş olmak Verb
parasını yüzde yedi faiz üzerinden yatırmış olmak Verb
(Br) parasını devlet tahvillerine yatırmış olmak Verb
ağızı dolu olmak Verb
ağızı bıçak açmamak Verb
müflis ilan edilmek Verb
adı çağrılmak Verb
sinirli olmak Verb
kendi eşyası bulunmak Verb
kendine özgü bir nedeni olmak Verb
evraklarını vize ettirmek Verb
emekli aylığını enflasyona göre ayarlamak Verb
fotoğrafıni çektirmek Verb
cebinden bir şey çaldırmak Verb
cebi para ile dolu olmak Verb
fiyatı verilirse (fena bir işi) yapmaya hazır olmak.
birinden tazminat almak Verb
maaşında kesinti yapmak Verb
fikrini/mütaleasını söylemek, fikrini savunmak.
to have one's say in choosing the candidate: aday
seçiminde mütaleasını söylemek.
What do you have to say for yourself? Söylyeceğinizi söyleyin. Kendinizi savunun.
imzasını tasdik ettirmek Verb
uykusunu almış olmak Verb
uykusunu almak Verb
çok neşeli olmak Verb
dişlerine kuron yaptırmak Verb
diş geçirmek Verb
birine yaptırmak Verb
tetik durmak.
aklı başında olmak Verb
işi kendisi için biçilmiş kaftan olmak Verb
işi başından aşkın olmak Verb
Oxford'dan mezun olmuş olmak Verb
akranlarının üstüne çıkmak Verb
bir takım unvanları olmak Verb
(US) tahammülünü yitirmek Verb
birini otoritesi altında bulundurmak Verb
kolunda birisi olmak.
destekleyicisi bulunmak Verb
arkası olmak Verb
birini emrine tabi kılmak Verb
herşeyi kulağına fısıldayacak kadar sırdaşı olmak.
bir şeyin girdisini çıktısını bilmek Verb
bir şeyi çok iyi bilmek Verb
bir şeyi korumakla görevli olmak Verb
bir servete kendi başına sahip olmak Verb
bir şeyin zilyedi olmak Verb
bir şeye sahip olmak Verb
vicdan azabı çekmek, vicdanen muazzep olmak.
It will be on my conscience: İçimi rahatsız edecek/vicdan azabı çekeceğim.
çok meşgul olmak Verb
aklını bir şey kurcalamak Verb
bir şey tedirgin etmek Verb
bir şey adına olmak Verb
bir şeye yetkili olmak Verb
bir şeyi anlayabilmek Verb
gözleri parlamak.
işini sistemli yapmak Verb
kısmet ayağına gelmek, fırsatı kaçırmamak.
davranışlarını inançlarına uydurmaya cesaret etmek Verb
kazanacağından emin olmak Verb
duruma hâkim olmak, başarıdan emin olmak.
yasaya göre haklı olmak.
çoğunluğu kendi tarafına çekmek Verb
peşinde polis olmak Verb
peşinde polis olmak Verb
gülüp eğlenmek, eğlenceli vakit geçirmek, zevku safa sürmek.
fevkalâde iyi vakit geçirmek, çok mutlu olmak,
have a rough/hard time: eziyet/sıkıntı çekmek.
çok boş vakti olmak Verb
umudunu yalnız bir şeye bağlamamak, yedek bir plânı olmak, bir plân başarılı olmazsa ötekine sarılmak,
iki tarakta bezi olmak, iki meslek sahibi olmak.
He had two strings to his bow, so when he lost his job as a professor he became a doctor.
(zamanı gelince kullanmak üzere) saklamak, el altında/hazır bulundurmak.
birine değer biçmek, birinin karakter ve yeteneklerini değerlendirmek/sınamak.
I've got his measure: Onu sınadım.
kafadan sakat/çatlak olmak, bir tahtası noksan olmak, deli olmak, aklından zoru olmak.
Anyone who
would do such a thing must not have all his buttons.
delirmek, aklını kaçırmak, delice/saçmasapan fikirleri olmak.
gülünç olmak, gülünç duruma düşmek.
valizini kaydettirmek Verb