pulse

  1. nabız.
    The doctor measured the patient's pulse rate: Doktor hastanın nabzını saydı.
    feel/take
    someone's pulse: (a) birinin nabzına bakmak, nabzını ölçmek, (b) nabzını/hissiyatını yoklamak, niyet ve maksatlarını öğrenmeye çalışmak.
  2. çarpıntı, kalp atışı/çarpması.
    His pulses raced: Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.
  3. titreşim, ritmik vuruş/darbe, daraban.
  4. Electronics atım, empüls, akım/gerilim darbesi.
  5. (birdenbire yükselen) sevinç/heyecan vb. dalgası.
    stir someone's pulses: birini heyecanlandırmak,
    heyecana sevketmek, tahrik etmek.
  6. kamusal duygu/heyecan, halkın nabzı/eğilimi, umumî temayül, halkın bir an hâkim olan hissiyatı.
    have/keep
    one's finger on the pulse: olup bitenleri ânında öğrenmek, daima etraftan haberdar olmak.
  7. Botany baklagiller.
  8. bakliyat: fasulya, bakla, bezelye, nohut, mercimek vb..
  9. (nabız) atmak, (kalp) çarpmak/atmak.
    His heart pulsed with excitement: Kalbi heyecanla çarptı.
  10. titreşmek, ihtizaz etmek.
  11. dalgalanmak, dalga dalga yayılmak.
    The excitement pulsed through the crowd: Heyecan dalgası kalabalık arasında yayıldı.
  12. (alet) atımlar/darbeler/empülsler göndermek.
nabzına bakmak Verb
nabız tutmak Verb
saat vurumu Information Technology
birinin nabzına bakmak Verb
dolgun nabız Noun, Medicine-Health
nabzı atmak Verb
birinin nabzına bakmak Verb
atım kiplenimi, darbe modülasyonu. Noun
nabız basıncı: kasımlı
(systolic) ve gevşemli
(diastolic) basınçların farkı. Noun
nabız (sayısı), dakikada nabız atışı. Noun
transponder Noun
seçmenlerin nabzını yoklamak Verb