subordinate

  1. aşağı.
  2. ikincil, ikinci derecedeki, daha az önemli.
    He plays a subordinate part: İkinci derecedeki bir
    rolde oynuyor.
    All other questions are subordinate to this one: Öteki soruların hepsi bundan daha az önemlidir.
  3. ast, madun.
  4. tabi, merbut, bağlı.
  5. Grammar bağlı, yan+.
    subordinate clause: yantümce.
  6. ikinci dereceye indirmek, daha az önem vermek.
    He subordinated his own interests to the objectives
    of his nation: Kendi çıkarlarına millî amaçlardan daha az önem verir.
  7. başka birinin emrine vermek, başkasına tâbi kılmak.
bir işi altındaki bir memura devretmek Verb
bir işi altındaki memura devretmek Verb
ast bir memuruna iş havale etmek Verb
ast bir memura iş havale etmek Verb
yönetici mevkiindeki ikinci derecede personel
emrindeki bir memuru azarlamak Verb
ikinci derecedeki hükümet memurları Noun
bağlı teşkilatlar Noun
bağımlı cümlecik
yanbağlaç, yantümceyi ana tümceye bağlayan bağlaç. “
They were glad when I finished.” tümcesindeki


when
” yanbağlaçtır.
bağlı menfaatler
bağlı menfaatler Noun
ikinci derecedeki konu
küçük dereceli memur
ikinci derecede memur
tabi olmak Verb
birinin emrine girmek Verb
şahsen sorumlu olmayan a b
(Br) şahsen sorumlu olmayan ortak
sorumlu olmayan ikinci derecede ortak
önemsiz entrika
aşağı mevki
ast bir mevkide bulunmak Verb