1. İsim, Reklamcılık taşma
  2. İsim, Reklamcılık reklamın taşması
  3. kana(t)mak.
    Your nose is bleeding: Burnun kanıyor.
  4. kan(ını) dökmek/akıtmak.
    The soldiers bled for the country: Askerler vatan uğrunda kanlarını döktüler.
  5. (kan) akmak.
  6. (bitki) kesilen yerden özsuyu sızmak/akmak.
  7. (boya) akıp birbirine karışmak, sızmak, bulaşmak.
    All the colors bled when the dress was washed.
  8. kan ağlamak, kanlı gözyaşları dökmek, büyük yas/matem tutmak, çok üzülmek.
    My heart bleeds: Kalbim
    kan ağlıyor/içim parçalanıyor.
    My heart bled for the poor unhappy children.
  9. fahiş para ödemek, parası sızdırılmak, dolandırılmak, soyulmak.
    As the town was overcrowded, he had
    to bleed for a hotel room.
  10. para(sını) sızdırmak, (tehdit/zorbalık vb. ile) bütün parasını almak, soymak.
    He bled them for every
    penny they'd got: Son meteliklerine kadar bütün paralarını soydu/aldı.
  11. Matbaacılık (a) yazı veya resmi sayfa kenarına taşırmak, (b) kâğıdı keserken yazıyı zedelemek. (c) kesilirken yazısı
    zedelenmiş (sayfa).
    a bleed page.
  12. (dökümcülükte ergimiş maden için söylenir) içteki gaz basıncı yüzünden katılaşmış olan dış yüzeye taşmak.
  13. (su, gaz, elektrik, özsu vb.) sızdırmak, akıtmak, boşaltmak.
    to bleed a pipe line of excess air:
    boru hattının havasını boşaltmak.
kalbini kırmak, üzmek.
hava boşaltması
hava deliği
bir dergide karşılıklı çift sayfa üzerine kesintisiz baskı
kanatmak Fiil
birinden para sızdırmak Fiil
reklam panosu üzerinde beyaz çerçevesi bulunmayan afiş
birini varını yoğunu elinden almak, soyup soğana çevirmek, nesi var nesi yoksa hepsini almak.