1. İsim dip, derinlik.
    the bottom of the sea.
    to go to the bottom: (gemi) batmak.
    to send a
    ship to the bottom: gemiyi batırmak.
    touch the bottom: (a) (gemi) karaya oturmak, (b) düşmek, en aşağı düzeye ulaşmak.
    from the bottom of one's heart: bütün kalbiyle, içtenlikle, samimiyetle.
  2. İsim alt, aşağı taraf, etek, son.
    the bottom of the hill: tepenin eteği.
    at the bottom of the page:
    sayfanın altında.
    at the bottom of the list: listenin sonunda.
    to set something bottom up(wards): (bir şeyi) altüst etmek, altını üstüne getirmek.
    The bottom fell out of his world: Dünya başına yıkıldı.
  3. İsim nehir/göl yatağı.
    the bottom of the river.
  4. İsim, Denizcilik karina, gemi, tekne, geminin yük ambarı.
  5. İsim altlık, sandalyenin oturacak yeri.
  6. İsim kıç, göt, popo.
    to kick someone's bottom: (birinin) kıçına tekmeyi vurmak.
  7. İsim asıl, esas, hakikat.
    to get at (to) the bottom of something: bir şeyin aslını anlamak, esasına
    inmek, içyüzünü öğrenmek.
    to get to the bottom of a mystery: bir sırrı çözmek.
    to knock the bottom out of an argument: bir fikri cerhetmek, yanlışlığını kanıtlamak.
    to sift something to the bottom: bir şeyi iyice incelemek.
  8. İsim saban demiri.
  9. İsim kaynak, temel, esas, öz, ruh.
    Try getting to the bottom of the problem: Sorunun esasına/özüne/ruhuna
    varmaya (nüfuz etmeye) çalış.
  10. İsim (a) körfezin içerlek tarafı, (b) tarla veya bahçenin en uzak yeri.
  11. İsim (beyzbolde) topa en son vuran üç oyuncu.
  12. İsim en alt/aşağı derece/kademe (rütbe, mevki, durum vb.).
    bottom boy of the class: sınıfın dümencisi
    (en geri/tembel öğrencisi).
    to reach rock bottom: en aşağıda bulunmak, en kötü duruma düşmek.
  13. Fiil dip geçirmek/koymak.
  14. Fiil
    bottom on/upon: kurmak, tesis etmek, oturtmak, dayanmak, istinat etmek.
  15. Fiil aslını/esasını/içyüzünü anlamak/öğrenmek.
  16. Fiil (denizaltı) dibe oturmak.
    They had to bottom the sub until the enemy cruisers had passed by: Düşman
    kruvazörleri geçip gidinceye kadar denizaltıyı dibe oturtmak zorunda kaldılar.
  17. Fiil dibine/sonuna gelmek/dayanmak/ulaşmak.
  18. Sıfat alt+, dip+, alttaki, dipteki, aşağıdaki.
    bottom bolt: alt sürgü.
    I want the bottom book in
    the stack: Dizinin altındaki kitabı istiyorum.
    I am on the bottom floor: Alt kattayım.
    bottom step: en alt/ilk basamak.
    bottom land: ingin/basık/münhat arazi, ova.
    bottom grass: ovada yetişen çayır.
  19. Sıfat en az, en düşük, asgari, en son.
    bottom gear
    Brit. birinci vites.
    bottom price:
    en düşük fiyat.
    bottom dollar: son metelik/kuruş.
  20. Sıfat temel, esas, asıl.
    the bottom cause: asıl sebep.
kesinkes emin olmak Fiil
en candan, bütün kalbi ile, samimî olarak, hulûsu kalple.
from the bottom of my heart: en candan
kalbimin derinliklerinden.
I pity him from my heart: Ona samimî olarak acıyorum.
kendi ayakları üzerinde durmak Fiil
(a) son meteliğine kadar bahse girmek.
I bet my bottom dollar: Nesine istersen bahse girerim.
(b) son derece/yüzde yüz emin olmak, kesinlikle güvenmek.
aslında, esasında, gerçekte, esas itibarıyla, hakikatte.
They knew at bottom that they were deceiving
themselves: Aslında kendi kendilerini aldattıklarını biliyorlardı.
At bottom, he is not a bad fellow: Aslında kötü bir kişi değildir.
aslında, esasında, gerçekte, esas itibarıyla, hakikatte.
They knew at bottom that they were deceiving
themselves: Aslında kendi kendilerini aldattıklarını biliyorlardı.
At bottom, he is not a bad fellow: Aslında kötü bir kişi değildir.
esas neden olmak Fiil
geleceği bir olmak Fiil
fiyat düşer
gene aynı düzeye düşerse
sonra yeniden fırlar da
çifte karine
ABD Dışişleri Bakanlığı
yosun tutmuş tekne
baştan aşağı
tepeden tırnağa
bir işin temelini atmak Fiil
İngiliz gemisiyle gitmek Fiil
batmak Fiil
dibini bulmak Fiil
(a) azalmak, en düşük düzeye ulaşmak, (b) en zor/müşkül/fena duruma düşmek.
aynı gemi ile
aynı gemide
taban
kıçına tekme atmak Fiil
bir sevkıyat için açık teminat tahtında beyan edilen azami meblağ
borçsuz harçsız, kimseye borcu olmadan.
to stand on one's own bottom: kendi yağı ile kavrulmak, kimseye müdanası olmamak.
balçık deniz dibi
taban döşemesi
dere yatağı İsim, Coğrafya
dip, taban, en alt düzey.
Prices hit rock bottom: Fiyatlar en alt düzeye indi. İsim
(gemi) karaya oturmak Fiil
dibe değmek, (b) (fiyat) çok düşmek, (c) (ümit) suya düşmek.
dibe değmek Fiil
marşpiye
alt başlık
esas neden
alt tabaka
alt çekmece
fiyatlar yükselmeden önce en düşük fiyatlı hisse senetlerini satın alma amacını güden yatırımcı
dip kazıyıcı
dip kazıyıcı balıkçı
dip avcılığı (fiyatı yükselebilecek , ucuz ve iyi performans göstermeyen hisse senetleri aranması
uygunsuz deniz dibi
kayalık
birinci vites
vadi, nehir kıyısındaki lığlı arazi.
(US) ovalık arazi
(sayfa) sol aşağı taraf
sonuç, özet, son söz/karar, uzun sözün kısası, hulâsai kelâm.
Give me the bottom line of your last
meeting: Bana son toplantınızın özetini söyle.
gerçek, çıplak hakikat.
Look, the bottom line is that poor Max is an alcoholic.
(malî raporda) en son rakam, kâr veya zarar.
bitirmek, karara bağlamak.
Okay, guys, let's bottom line this project and break for coffee: Peki,
arkadaşlar, şu projeyi bitirip kahve paydosu yapalım.
alt marj
alt kenar boşluğu Bilgi Teknolojileri
sayfanın dibi
karina Denizcilik
denizin dibi
dibe vurmak Fiil
yeniden yükselmeden önce en aşağı düzeye inmek Fiil
en aşağı düzeyde bulunmak Fiil
taban tıkacı İsim, İnşaat
taban fiyatı
sığır budu (et). İsim
alt raf
kaporta
boşaltma sübabı
tortulu maya: şarap ve bira yapımında tortu şeklinde çöken maya. İsim
arkasında, gerçek sebebi/sorumlusu, tertipçisi, kışkırtıcısı.
It was thought that Communists were
at the bottom of the anti-American demonstrations: Amerika aleyhindeki gösterilerin tertipçisi Komünistler olduğu sanılıyordu.
masanın dibinde oturmak Fiil
bir işin aslını oluşturmak Fiil
listenin dibinde olmak Fiil
en az oy almış olmak Fiil
en düşük vergi diliminde olmak Fiil
bir listenin sonunda olmak Fiil
sonuncu olmak Fiil
bir kanunun temeline inmek Fiil
bir konunun temeline inmek Fiil
bir sorunu çözmek Fiil
sebebini bulmak Fiil
köküne inmek Fiil
muhakkak ki, son lirama bahse girerim ki.
altüst etmek, başarısızlığa/akamete uğratmak.
Her refusal has knocked the bottom out of my plans.
bir davayı her yönden çürütmek Fiil
sayfanın altına (dibine) not basmak Fiil
en düşük fiyat
fiyasko vermek, gülünç düşmek, başarısızlığa uğramak.
Is he the best speaker they could get for the
meeting? This time they've really scraped the bottom of the barrel! 13.
scrape through: güçbela atlatmak, yakayı zor kurtarmak.
scrape through an examination: sınavda güçbela geçmek.
masanın dip inde oturmak Fiil
fiyatlar en düşük düzeye indi