1. tabak, sahan, yemek tabağı.
    earthenware dish: porselen tabak.
    dish-cover: sahan kapağı.

    dish-mop: (bulaşık) kurulama bezi.
    dish-warmer: tabak ısıtıcı.
    to do/wash (up) the dishes: bulaşık yıkamak.
    dishrack: tabak rafı: yıkanan tabakların suyu süzülünceye kadar diklemesine konulduğu raf.
  2. çanak, küvet, kap, tabak gibi çukur şey.
    dish aerial/antenna: parabolik/çanak anten.
  3. (tabak içinde bulunan) yemek, yiyecek.
    a sweet dish: tatlı.
    side dish: salata vb. gibi
    asıl yemekle beraber yenilen yiyecek.
    a delicious dish: nefis bir yiyecek.
  4. pişmiş yemek.
    Baked apples are my favorite dish.
    a standing dish: (a) demirbaş yemek, (b)
    mec. temcit pilâvı.
  5. tabak dolusu.
    a dish of pilaf.
  6. çukurluk (derecesi).
  7. güzel kız/kadın, bir içim su.
    She's quite a dish: Bir içim su!
    Linda is really quite a dish, isn't she?
  8. kolay iş, bir kimsenin rahatlıkla yaptığı şey,
    mec. peynir ekmek.

  9. dish up/out: tabağa koymak, (yemeği) kotarmak, tabaklarla tevzi etmek.
    The meal was ready to
    dish up: Yemek (tevzie) hazırdı.
    I'm dishing it up: Ben (yemeği) tevzi ediyorum.
    You may dish the dinner now.
  10. oymak, (tabak gibi) çukurlatmak, içbükey yapmak.
  11. haklamak, yenmek, bozguna/hezimete uğratmak, tahrip etmek, mahvetmek.
    dish oneself: kendi kendini mahvetmek.
seçilme ümitlerini bozmak Fiil
düşmanlarına pes dedirtmek Fiil
ocaklı sahan/tas: sofrada yemeği ısıtmaya veya sıcak tutmaya mahsus alttan ısıtılan yemek kabı. İsim
soğuk yemek
developman teknesi
en sevilen yemek
ana yemek Gıda ve Mutfak
et yemeği
işime gelmez
kayık tabak
bakteri üretme tabağı: ağzı kapaklı, az derin, yuvarlak cam veya plastik tabak. İsim
sofraya tabak koymak Fiil
kotarılmaya hazır yemek
uydu aracılığıyla televizyon yayınlarını almada kullanılan disk anten
ek porsiyon (yemek).
süzgeç
sabunluk
ses kayıt kasetinin plastikten muhafazası
temcit pilavı
iyi yapılmış yemek
çanak anten
bulaşık bezi
lif kabağı
(Cucurbita luffa).
nihale
tabak ısıtıcısı
sövüp saymak, haşlamak, azarlamak, ıslatmak, zılgıtı basmak, (sözle/dayakla vb.) cezalandırmak, hakkından
gelmek.
He likes to dish it out, but he can't take it: Başkasına sövüp sayar, kendine sövülmesine tahammül edemez.
kendi kendini mahvetmek Fiil
dağıtmak, vermek, tevzi etmek.
dish out examination papers.
dish out compliments: iltifat
yağdırmak.
dish out punishment: ceza vermek.
He likes dishing out advice.
bulaşık leğeni
(restoran) tükenmiş yemek
dedikodu yaymak/çıkarmak, aleyhte konuşmak.
Stop dishing the dirt: Dedikoduyu bırak!
mutfak havlusu Gıda ve Mutfak
(güzel/düzenli/mükemmel bir şekilde) sunmak/açıklamak/izah etmek.
to dish up a good argument.

dish up old facts in a new form: herkesin bildiği şeyi yeni imiş gibi öne sürmek.
bir bahane uydurmak Fiil
bir kitabın içindekileri başka bir şekilde düzenleyip sunmak Fiil
yemeği kotarmak Fiil
her zamanki fikirlerini ortaya koymak Fiil
bilinen gerçekleri yeni bir biçimde sunmak Fiil
bulaşık makinası İsim
kotarmak Fiil
halletmek Fiil
yemeği sıcak tutmak Fiil