1. her şey.
    everything is ready now for the party. I've forgotten everything I learnt at school.
  2. en önemli şey/kimse.
    Happiness is everything. Her daughter is everything to her.
her şeyi kendi eliyle yazmak Fiil
vesaire, buna benzer şeyler.
her şeyde mükemmel olmak Fiil
her şeyi kötülemek Fiil
her şey dursun
her şeyde bir kötü niyet aramak Fiil
her şeyde kötü niyet aramak Fiil
şakaya vurmak Fiil
para her kapıyı açar
her türlü tedbiri almak Fiil
kafa sallamak Fiil
her şeyi kaybetme riski ile karşılaşmak Fiil
her şeyini kaybetme riski ile karşılaşmak Fiil
herşeyin zamanı zemini var
lüzumundan/haddinden fazla, pek çok.
He's only staying 3 days, but he arrived here with everything
but the kitchen sink (=lots of bags, cases etc.): Yalnız 3 gün kalacak, fakat bir sürü lüzumsuz eşya getirmiş.
her şey tasarlandığı gibi oldu
Herşey yolunda gitti.
İyilik sağlık.
Herşey yolunda.
biri için her şey olmak Fiil
tam başarı sağlamak, büyük zafere/başarıya ulaşmak, her mukavemeti kırmak, bütün rakipleri yenmek.
bir işte yüzde yüz başarı kaydetmek Fiil
Herşeye rağmen,
bir sözünü iki etmemek Fiil
her şeyi kararında bırakmak Fiil
...mek için elinden gelen herşeyi yapmak Fiil
her şey yerli yerinde ve düzenli olmak Fiil
her şey yerli yerinde olmak Fiil
her şeyi önceden tasarlamak Fiil
her şeyi yeniden soru konusu yapmak Fiil
her şeyi bozmak Fiil
varıni yoğunu sarfetmek Fiil
her şey nazarı itibara alındığında
her husus gözönüne alındığı takdirde.
her şeyin altını üstüne çevirmek Fiil
her şeyi şakaya vurmak Fiil
her şeyi altüst etmek Fiil
her şeyi altüst etmek Fiil