1. -den başka(sı)/gayri(si).
    They were all there except me: Benden başka herkes orada idi.
    He
    answered all the questions except the last one.
  2. … hariç/müstesna, … dışında.
    Everyone agreed except John. He hardly ever goes out except to visit his brother.
  3. … ise, olmazsa, olmadığı takdirde, olmadıkça, yoksa, meğer ki.
    except you try, you can't succeed:
    Gayret etmezsen başaramazsın.
  4. Fiil saymamak, hariç/ayrı tutmak, istisna etmek, ayırım yapmak, ayrıcalık tanımak.
    The book is very good,
    if you except some factual errors. You will all be punished; I can except no one.
karşı bir hüküm olmadığı sürece
(a) … sayılmazsa/istisna edilirse, … müstesna/hariç.
The road was empty except for a few cars. except
for one old lady, the bus was empty. (b) … olmasa/olmasaydı.
except for you, I should be dead by now: Sen olmasaydın şimdiye kadar ölmüştüm.
She would leave her husband except for the children: Çocukları olmasa kocasından ayrılırdı.
dışlama geçidi
savaş zamanı hariç
birşeyi birşeye dâhil etmemek Fiil
birşeyi birşeyin dışında bırakmak Fiil
birşeyi birşeyin dışında tutmak Fiil
ancak, lâkin, yalnız, şu var ki.
I'd like to go with you, except that I can't swim.
bir mahkemenin yetkisini reddetmek Fiil
…i kabul etmek Fiil
…e itimat etmek Fiil
itiraz etmek, tanımamak, karşı çıkmak.
to except to a statement/to an accusation. to except against a witness.
aksi belirtilmedikçe Zarf, Hukuk
işi olmayan girmek emez
işi olmayan giremez
işi olmayan giremez
beklemekten başka ne yapılabilir