1. -den/-dan/-ten/-tan.
    from Ankara: Ankaradan.
    far from the city: şehirden uzak.
    ten kilometers
    from the shore: kıyıdan on kilometre (uzakta).
    I received a letter from my mother: Annemden bir mektup aldım.
    from 50 to 60: 50'den 60'a kadar (50 ile 60 arası).
    from morning to noon: sabahtan öğleye kadar.
  2. -den dolayı, … nedeniyle.
    He died from starvation: Açlıktan öldü.
  3. -den beri, -den bu yana.
    from childhood: çocukluktanberi.
    from this date onward: bu tahrihten
    itibaren, bu tarihten sonra.
  4. -li/-lı/-lu.
    He is from Edirne: Edirnelidir.
    He is from Iran: İranlıdır.
  5. -e göre/nazaran, -e bakılırsa.
    From the evidence, he must be guilty: Delillere bakılırsa suçlu
    olması gerekir.
    from what I heard: işittiğime göre.
saptırılmak Fiil
işinden kovulmak Fiil
birinden alacaklarını istemek Fiil
office emanetçiden eşyalarını geri istemek Fiil
emanetçiden eşyalarını geri istemek Fiil
(a) ayağını kaydırmak, plânlarını bozmak, (b) delillerini çürütmek.
bağımsızlığını ilan etmek Fiil
'dan gelmek Fiil
planından sapmak Fiil
prensiplerinden ayrılmak Fiil
konudan sapmak Fiil
çalışmalarından büyük tat almak Fiil
saygınlığını yok etmek Fiil
düşünmemek Fiil
aklından çıkarmak Fiil
ihtiyaçlarını dışarıdan sağlamak Fiil
'dan tedarik etmek Fiil
sözcük dağarcığından silmek Fiil
reşit olmayan bir çocuğun ana babasının otoritesinden kurtulması
belleğinden silmek
mevkiini kaybetmek Fiil
taahhütlerinden kurtulmak Fiil
can-ı gönülden
en candan, bütün kalbi ile, samimî olarak, hulûsu kalple.
from the bottom of my heart: en candan
kalbimin derinliklerinden.
I pity him from my heart: Ona samimî olarak acıyorum.
çalışmalarından yararlanmak Fiil
kendini çevresinden kurtarmak Fiil
okuldan dosdoğru babasının işine girmek Fiil
taahhüdünü yerine getirmemek Fiil
sözünü tutmamak Fiil
sözünden dönmek Fiil
oxford'dan doktora derecesi olmak Fiil
bir özelliği babadan tevarüs etmek Fiil
ailesinden bir şey saklamak Fiil
yaptığı yanlışlardan ders almak Fiil
sermayesinin getirdiği faiz ile yaşamak Fiil
birine korkuyla bakmak Fiil
görevinden hiçbir zaman kaçınmamak Fiil
talimatlarından zerre kadar ayrılmamak
birine kendi cebinden para vermek Fiil
birinin masrafını kendi cep inden çekmek Fiil
birinin masrafını kendi cebinden çekmek Fiil
taleplerini geri almak Fiil
mevkiinden çekilmek
istifa etmek Fiil
sorumluluktan kurtulmak istemek Fiil
sadece katalogdan satmak Fiil
unutmak Fiil
bile bile konuşmak Fiil
keseden harcamak Fiil
yolundan bütün engelleri kaldırmak Fiil
görevini yerine getirmemek Fiil
halkın gözünde itibarını düşürmek Fiil
birini kendine örnek almak.
şebekeden akımı kesmek Fiil
yoksulluktan sivrilmek
taahhütlerinden vazgeçmek Fiil
dava ile talep edilen şeyden vazgeçmek Fiil
birine olan güvenini yitirmek Fiil
birine güvenmekten vazgeçmek Fiil
birinin müşterisini bir dükkândan çekmek Fiil
hükümetten istifasını geri almak Fiil
temyiz edilen ... Sıfat, Hukuk
aykırı.
abhorrent from the principles of law: yasal ilkelere aykırı.
içtinap etmek Fiil
istinkâf etmek Fiil
kaçınmak Fiil
çekimsemek Fiil
...'ın asında
bozma
müstesna, bundan başka, … istisna edilirse, ayrıca, -e ilâveten, … şöyle dursun.
apart from the cost,
the hat doesn't suit me: Fiyatı şöyle dursun, şapka bana yakışmıyor bile.
Good work, apart from a few slight faults: Birkaç ufak yanlış müstesna, iyi bir ödev.
neşet etmek Fiil
bir şeyden ileri gelmek Fiil
-den/-dan (itibaren).
The agreement starts as from May 1st: Sözleşme 1 Mayıstan itibaren yürürlüğe giriyor.
(a) -den başka, … hariç (tutulursa), maada, üstelik, müstesna.
aside from his salary, he receives
money from investments: Maaşından başka yatırımlardan da para alır.
They had no more food, aside from a few stale rolls: Biraz kuru ekmekten başka gıdaları kalmamıştı.
itibaren
yararlanmak Fiil
arasından seçim yapmak Fiil
arasından seçmek Fiil
seçim yapmak Fiil
…'li olmak.
Where do you come from? Nerelisin(iz)?
I come from Sivas: Sivaslıyım.
den beri
tarihinden kalma
değerini/kıymetini düşürmek/azaltmak.
Bad plumbing deducts from the value of this house.
sap(tır)mak, başka tarafa dön(dür)mek, çevir(il)mek, eğ(il)mek, inhiraf/inhina et(tir)mek, cay(dır)mak.

The bullet was deflected when it hit the iron pole. They gave the police misleading information, deflecting the attention from planned crimes.
sapmak, inhiraf etmek, farklı olmak.
The new method departs from the old in several respects.
almak, bulmak, edinmek, elde etmek, sağlamak.
derive pleasure from … : …'den zevk almak, -de zevk
bulmak.
derive knowledge from reading books. Mr. T. derives an income from the sale of oranges.
gelme
vazgeçmek, son vermek, durmak, çekilmek, bırakmak, ayrılmak, kaçınmak, çekinmek, imtina etmek.
The
company agreed to desist from false advertising.
to desist from criticism: tenkitten vazgeçmek/kaçınmak.
They ought to desist from such foolish activities.
bigâne
azal(t)mak, eksil(t)mek, değerden/kıymetten düş(ür)mek.
The ugly frame detracts from the picture.
sapılmak Fiil
..'dan ayrı
'dan ayrı
konudan ayrılmak/uzaklaşmak, konu/sadet dışına çıkmak.
He digressed from his subject to tell a funny story.
serbest bırakmak, çıkarmak, tahliye etmek, taburcu etmek.
They discharged him from prison. to discharge
a patient from hospital.
ayırt etmek Fiil
salıvermek, çözmek, açmak, ayırmak, serbest bırakmak, bağlarını koparmak/kesmek/çözmek, affetmek.
disengage
the clutch: kavramayı açmak.
He disengaged his hand from that of sleeping child.
(düğüm vb.) çöz(ül)mek, (dolaşmış/düğümlenmiş bir şey) aç(ıl)mak, salıvermek, kurtarmak, kurtulmak.
işten çıkarmak Fiil
caydırmak, vazgeçirmek, (kararından/fikrinden) döndürmek.
The father dissuaded his son from leaving school.
-den farklı, başka.
Gold is distinct from iron. These two ideas are quite distinct (from each other).
ayrılmak Fiil
fark edilmek
ayırmak Fiil
'den ayırmak Fiil
ayırmak, ayrılmak, ilgisini kesmek.
She led a lonely life, divorced from all her childhood friends and pleasures.
yavaş yavaş hacmini ya da gücünü azaltmak Fiil
'den almak Fiil
'den hoşnut olmak Fiil
sadır olmak Fiil
sadır olmak Fiil
(emir veya kararla) menetmek, yasaklamak, kısıtlamak.
The judge enjoined him from selling alcohol.
kaçmak Fiil
ekmek Fiil
izin vermek, müsaade etmek.
He was excused from the school.
You're excused: Gidebilirsiniz.

The class was excused: Sınıfa izin verilmişti.
beklemek Fiil
(a) uyuşmamak, ayrı fikirde olmak, ihtilâfa düşmek, (b) sadakatten ayrılmak, ihanet etmek, (c) vazgeçmek, terketmek.
kaçmak Fiil
(bir şeyi) zorla almak Fiil
vareste
'den öğrenmek Fiil
anlamak Fiil
çıkmak Fiil
'den yetiştirmek Fiil
kaynağı olmak Fiil
'den gelmek Fiil
haber almak Fiil
masun
getirtmek Fiil
ayırmak Fiil
yayılmak Fiil
çıkmak Fiil
neşet etmek Fiil
husule gelmek Fiil
emmek Fiil
yararlanmak Fiil
intifa etmek Fiil
istifade etmek Fiil
esirgemek Fiil
imtina etmek Fiil
içtinap etmek Fiil
vareste
kiralamak Fiil
kurtarmak Fiil
mütevellit
ayırmak Fiil
sapılmak Fiil
(birisini) yavaş yavaş vazgeçirmek Fiil
soğutmak Fiil
caymak Fiil
geri çekilmek Fiil
tevkif etmek Fiil
dışarıdan
çok uzakta(n).
She saw him riding toward her from afar: Çok uzaktan kendisine doğru at sürdüğünü gördü.
geriden
doğuştan
ön bina
her taraftan
alışkanlık yüzünden
taraf ımdan
ezberden
akıldan
(bir şeyden) dikkatini çekmek Fiil
hakkısükût
şundan
oradan
bundan
şundan
nereden
kimden ?
içeriden
içten
sana
tarafınizdan
...'den başlayarak
...'den itibaren
… doğumlu olmak Fiil
...'e muhalefet şerhi düşmek Fiil, Hukuk
...'den göç etmek Fiil
...'den kaçınmak Fiil
...'den kaynaklanmak Fiil
... aboneliğinden çıkmak Fiil