1. sunma(k), takdim (etmek), ikram etme(k).
    She offered us some of her cookies.
  2. sunuş, sunulan/takdim edilen şey.
  3. teklif (etmek), teklifte/tavsiyede bulunmak, (dikkate) arzetmek.
    a firm offer: kesin/kat'î teklif.

    job offer: iş teklifi.
    to offer a solution to a problem: bir soruna hal çaresi teklif/tavsiye etmek.
    He offered to help me: Bana yardım etmeyi teklif etti.
  4. evlenme teklifi.
  5. arz (etmek), takdim (etmek), önerme(k), öneri.
  6. offer up: (ibadete/fedakârlığa) kendini adamak, (dua) etmek. to offer prayers: dua etmek.
    He offered (up) a prayer: Tanrıya yalvardı/dua etti.
  7. (ümit vb.) vermek, va'detmek.
    The doctor offered me hope.
  8. (savaş) açmak, (muharebeye) girişmek/tutuşmak.
    to offer battle.
  9. (mukavemet/şiddet) gösterme(k), (karşı) koymak, dayatma(k), tehdit etme(k), yeltenme(k).
    He offered
    stubborn resistance: İnatla ayak diredi.
    He offered to strike me with his cane: Bastonu ile bana vurmaya yeltendi.
    The thieves offered no resistance to the policemen: Hırsızlar polise karşı koymadılar.
  10. göstermek, teşhir etmek, meydana çıkarmak.
    The enemy offered resistance to our soldier's attack:
    Düşman, askerlerimizin taarruzuna mukavemet gösterdi.
  11. (satışa) çıkarmak/arzetmek, piyasaya sürmek.
    They offered their house for sale: Evlerini satışa çıkardılar.
  12. (fiyat) vermek/teklif etmek.
    He offered $30 for our old TV set.
  13. (şükran/teşekkür) arzetmek.
  14. görünmek, gözükmek.
  15. (fırsat vb.) düşmek, çıkmak, zuhur etmek.
    I will come if the opportunity offers: Fırsat bulursam
    (çıkarsa/zuhur ederse) gelirim.
  16. offer at: girişmek, teşebbüs etmek.
  1. İsim teklif. A set of information that describes the details of a subscription to Office 365.
  2. İsim teklif. A set of information that describes the details of a subscription.
satışa sunulma İsim, Ticaret
satışa sunma İsim, Ticaret
lansman İsim, Ticaret
piyasaya çıkma İsim, Ticaret