hook

  1. Noun çengel, kanca.
    Hang your coat on the hook .
  2. Noun olta çengeli/iğnesi.
    a fish hook.
  3. Noun tuzak, kapan.
  4. Noun ucu kıvrık şey.
  5. Noun (a) keskin dönemeç/köşe, (b) (arazide) çengel gibi kıvrık dil.
  6. Noun orak.
  7. Noun (hayvanlarda/bitkilerde) sivri/kıvrık organ.
  8. Noun, Sports (a) topun izlediği eğri yol, (b) eğri giden top.
  9. Noun çengel vuruş.
  10. Noun
    pennant ile ayni anlama gelir. nota işareti çengeli/kuyruğu.
  11. Noun (çengel ile) tut(ul)mak/yakala(n)mak/çek(il)mek/bağla(n)mak, çengele as(ıl)mak/geçir(il)mek.
    hook
    my dress. hook it over that nail.
  12. Noun (ucu çengelli olta ile) balık tutmak.
    to hook a fish.
  13. Noun çalmak, aşırmak.
  14. Noun hile ile yakalamak, tongaya bastırmak, aldatmak.
  15. Noun (boynuzlu hayvan) tos vurmak, boynuzlamak, süsmek.
  16. Noun (ilmiği) çengel ile tutup çekmek.
  17. Noun çengelli şiş ile örmek.
  18. Noun, Sports (a) topa eğri vurmak, (b) (top) eğri bir yol izlemek.
  19. Noun çengel yumruk vurmak.
  20. Noun (çengel şeklinde) kıvır(ıl)mak, bük(ül)mek.
  21. Noun (kız) koca avlamak, (birine) kancayı takmak.
    to hook a rich husband: zengin bir koca avlamak.

    hook up with … : … ile evlenmek/ilişki kurmak.
kendi kendine, kendi başına, bildiği gibi, bağımsızca.
on my own hook: kendi başıma, kendi kendime, bildiğim gibi.
kendi başına (yapmak Verb
çekip gitmek, uzaklaşmak.
uzaklaşmak, çekip gitmek, tası tarağı toplamak.
Tell him to sling his hook.
yeni perspektif
yemlemek Verb
balya çengeli
kayık kancası, çengelli uzun sırık. Noun
çizme kancası/çekeceği. Noun
kütük çengeli, kancalı kaldıraç: kütükleri tutmaya/devirmeye mahsus, ucunda hareket edebilir demir kanca
bulunan sırık şeklinde kaldıraç.
cant dog, peavey ile ayni anlama gelir.
Noun
yük kancası
giysi askısı
ölçer
yangın kancası
balık iğnesi
olta takımı, 2-3 çengelli olta. Noun
kapı çengeli
birini zor bir durumdan kurtarmak Verb
kovulmak, işinden atılmak.
kapçak
kasap çengeli Noun
ağız kancası: iki kanatlı sineklerde çene yerine geçen kanca gibi ağız çıkıntısı. Noun
(sıkıntıdan/sorumluluktan/müşkül durumdan) kurtulmuş, ferahlamış.
be/get off the hook: kurtulmak, ferahlamak.
(a) mecbur, zorunlu, işin içinde, işe karışmış/kendini kaptırmış, (b) kasten geciktirilen, beklemekte, hali intizarda.
açıcı çengel
(politika) yeni perspektif
yeni görüş
çeki kancası Noun, Transport
koca avlamak Verb
kopça. Noun
merdivenli itfaiye kamyonu.
hook-and-ladder truck ile ayni anlama gelir. Noun
kopçalamak Verb
sıvışmak Verb
kemer burunlu
gaga burunlu
(a) çengel ile tutturmak, çengele takmak, kancalamak, kopçalamak, bağlamak, (b)
hook up to: (bir
cihazı) güç kaynağına bağlamak, (c) (mekanizmayı) takıp takıştırmak, monte etmek.
tamamıyla, kâmilen, büsbütün, olduğu gibi.
He fell for the story, hook, line and sinker: Hikâyeye tamamıyla aldandı/kandı.
(telefon) bağlamak Verb
ne yapıp yapıp, herhangi bir şekilde, allem edip kallem edip.
ne yapıp yapıp, bir yolunu bulup, allem edip kallem edip.
The swindler got the old lady's money by
hook or by crook: Dolandırıcı allem etti kallem etti, ihtiyar kadının parasını aldı.
herşeye başvurarak, her türlü araçla, ne yapıp yapıp, doğruluk veya hile ile, allem edip kallem edip.
herşeye başvurarak, her türlü araçla, ne yapıp yapıp, doğruluk veya hile ile, allem edip kallem edip.
kopçalamak Verb
aslını araştırmadan olduğu gibi kabul etmek Verb
tüymek, sıvışmak, kaçmak, kirişi kırmak.