1. (a) ılımlı, mutedil (kimse).
    He holds moderate political opinions. (b) partinin ılımlı üyesi.
  2. makul (kimse/şey), ölçülü, aşırı değil.
    a moderate profit. The worker's demands are moderate: they're
    asking for only a small increase in their wages.
  3. orta(lama), vasat, ne çok ne az.
    a moderate income. a moderate speed.
  4. alelâde, şöyle böyle.
  5. hafif, sakin, şiddetli değil.
    moderate winds.
  6. yatış(tır)mak, ılımlı/mutedil/makul hale getirmek, itidale getirmek/gelmek, makul/anlayışlı olmak.
  7. hafifle(t)mek, azal(t)mak, yavaşla(t)mak, yumuşa(t)mak.
    The wind was strong all day, but it moderated after sunset.
  8. (tartışma/münazara vb.) başkanlık etmek, yönetmek, idare etmek.
    We need someone neutral to moderate the debate.
birinin taleplerinde ılımlı olmak Fiil
bir mitingi yönetmek Fiil
bir oturuma başkanlık etmek Fiil
esinti, meltem, orta yel: hızı saatte 13-18 mil olan rüzgâr.
vasat nitelikler İsim
mutedil talep biler İsim
mutedil talepler İsim
ılımlı fiyat
hafif fırtına: hızı saatte 32-38 mil olan rüzgâr.
mütevazı gelir
ölçülü dil
uygun fiyatla yapılan kiralama
ılımlı sol
ılımlı parti
ılımlı politika
ılımlı siyasi görüşler İsim
ılımlı politik görüşler İsim
ılımlı fiyat
orta büyüklükte
ılımlı hava
fahiş fiyat istememek Fiil
çok elverişli şartlarla
vasat hızla ilerlemek Fiil