1. yedek, ihtiyat, yedekte bulunan şey/kimse/düzen.
    Eggs are a great standby = standby in the kitchen.

    standby = standby force
    ask. hazır kıta.
    on standby = standby: yedekte/el altında hazır, emre âmade.
    We have a crew on standby = standby .
sınırlı bir süre için geçerli olan taahhüt
sabit gider
sabit maliyet
ek kredi
yedek kredi
Uluslararası Para Fonu tarafından üye ülkelere belirli bir süre içinde kullanılmak üzere verilen kredi
destek kredisi
yatırım amacıyla önceden üzerinde anlaşmaya varılan uzun vadeli kredi sözleşmesi
(askerlik) nöbetçilik görevi
yedek teçhizat
havalanmadan kısa süre önce ucuzlatılan uçak bileti
finansman garantisi
bankanın verdiği teminat akreditifi
(askerlik) hazır olma emri
bekleme listesindeki yolcu
icapçı İsim, Askerlik
(askerlik) bekleme mevzii
nöbet hizmeti
uçuş tarihi belirsiz uçak bileti satışı
dinlemek de kalma İletişim
(a) arka çıkmak, desteklemek, tarafını tutmak, (b) (sözünde) durmak, sebat etmek, sadık kalmak.
I
stand by what I said. (c) hazır olarak beklemek, yakınında durmak, ayrılmamak, (d) karışmamak, yardım etmemek, ilgisiz kalmak.
önceden yer ayırtmamış (müşteri
dayak
stand by
mutemet
stand-by