cold

  1. soğuk.
    cold water. a cold day. Everyone suffered from the intense cold.
  2. üşümüş.
    cold hands. The skaters were cold.
    I'm very cold today: Bugün çok üşüyorum.
  3. ölmüş.
  4. baygın, şuursuz.
    He was out cold on the floor: Yerde baygın yatıyordu.
  5. donuk, hissiz, heyecansız.
    a cold personality.
  6. tarafsız, objektif.
    cold reason. the cold logic of his argument.
  7. samimiyetten uzak, dostane olmayan, soğuk.
    She's cold towards her in-laws: Eşinin ailesine karşı soğuk davranıyor.
  8. hüzün/kasvet verici.
    the cold atmosphere of a hospital waiting room.
  9. bayat, eski, ilginç olmayan.
    cold news. a cold trail.
  10. zayıf, hafif.
    The dogs lost the cold scent.
  11. (saklambaçta) hedeften uzak.
    You're getting colder, you'll never find it.
  12. (renk) donuk.
  13. cinsel isteksiz, (cinsel bakımdan) soğuk/ilgisiz/duygusuz.
  14. soğukluk.
    He felt the cold of the steel against his cheek.
  15. common cold ile ayni anlama gelir. nezle, soğuk algınlığı. to catch/take cold: soğuk almak, nezle/grip olmak.
  16. üşüme.
  17. kesinlikle, tamamıyla, büsbütün, mükemmelen.
    He was turned down cold: Kesinlikle red cevabı aldı.

    He learned his lesson cold: Dersini mükemmelen öğrendi (boyunun ölçüsünü aldı/Hanyayı Konyayı öğrendi).
  18. hazırlıksız, hazırlanmadan, önceden haberi olmadan, irticalen.
    He went into the examination cold.
    She had to play the lead role cold.
  19. birdenbire, paldır küldür.
    He quit the job cold.
  20. (maden işçiliğinde) soğuk, kristalleşme noktasının altında.
    The wire was drawn cold.
    to cold-hammer
    an iron bar: bir demir çubuğu soğuk (kızdırmadan) dövmek.
Barların soğuk çekilmesi (NACE kodu: 24.31) Noun, Trades-Professions
Tellerin soğuk çekilmesi (NACE kodu: 24.34) Noun, Trades-Professions
Soğuk şekillendirme veya katlama (NACE kodu: 24.33) Noun, Trades-Professions
Dar şeritlerin soğuk haddelenmesi (NACE kodu: 24.32) Noun, Trades-Professions
soğuk haddelenmiş rulo Noun, Iron-Steel
soğuk haddelenmiş çelik Noun, Iron-Steel
soğuk haddelenmiş karbon çelik Noun, Iron-Steel
soğuk haddelenmiş çelik Noun, Iron-Steel
korkudan donakalmak/eli ayağı buz kesilmek, tüyleri diken diken olmak.
The dark deserted street in
that unfamiliar neighborhood made her blood run cold.
şifayı kapma
açıkta kalmak Verb
soğuktan donmak Verb
acı soğuk
duraksamak, kararsız olmak, sık sık fikir değiştirmek, bir dediği bir dediğine uymamak, kâh öyle kâh
böyle demek.
He blew hot and cold about accepting the proposal.
bir dediği bir dediğini tutmamak, kâh öyle kâh böyle söylemek/davranmak, hem lehinde hem aleyhinde bulunmak.
kârsız bir iş sonucu zarar etmek Verb
(a) soğuk almak, üşütmek, nezle olmak, (b)
k.d. hazırlıksız yakalanmak, şaşırıp kalmak.
I had
not studied my lesson carefully, and the teacher's question caught me cold.
cold ile ayni anlama gelir. nezle, soğuk algınlığı. to catch/take cold: soğuk almak, nezle/grip olmak.
nezle, grip, soğuk algınlığı. Noun
ayaz
üşümek Verb
çivi kesmek Verb
donmak Verb
soğuk algınlığıyla savaşmak Verb
soğuk algınlığına karşı önlem almak Verb
soğumak Verb
soğuklaşmak Verb
kendini soğuğa alıştırmak Verb
üşütmek Verb, Medicine-Health
soğuk algınlığına yakalanmaya eğilimli olmak Verb
baş nezlesi: burun delikleri ve civarını etkileyen adi soğuk algınlığı. Noun
ilgisiz
bayıltmak Verb
soru yu bir kenara bırakmak Verb
bir soruyu bir kenara bırakmak Verb
etkilemeyi başarmak Verb
itina göstermemek Verb
ihmal etmek Verb
sermek Verb
boşlamak Verb
önem vermemek Verb
ilgi çekememek, alâka uyandıramamak.
kan ım dondu
bir soğuk algınlığını tedavi etmek Verb
bir türlü geçmek bilmeyen akıl hastalığı
herşeyden yoksun, terkedilmiş, yüzüstü bırakılmış, ilgi görmeyen, istiskal edilen.
The plan benefits
management but leaves labor out in the cold: Plân, yöneticilere çıkar sağlıyor, fakat işçileri herşeyden yoksun bırakıyor.
soğuktan ölmek Verb
içe işleyen soğuk
kendini soğuktan korumak Verb
soğuğa karşı korunma
soğuğa karşı korunma
kanı donmak Verb
hafif soğukalgınlığı
buz gibi soğuk
soğuk
buz
ayaz
soğuk büfe
ânî/habersiz çağrı/ziyaret. Noun
satış temsilcisinin istenmeyen ziyareti
soğuk ziyaret
hazır para, elde mevcut para.
enough cold cash to the deal. Noun
soğuk zincir Noun
sahte çek
soğuk keski, demir kalemi. Noun
kuru teselli, üstünkörü/içten gelmeyen teselli veya teşvik. Noun
yüz kremi, cilt kremi. Noun
söğüş, soğuk et: sosis, salam, sucuk vb. Noun
dağıtanın kendi çıkarına göre önceden sıraladığı iskambil kâğıtları destesi. Noun
soğuk yemek
köpüklü burgondi ve şampanya karışımı. Noun
acı gerçekler Noun
apaçık gerçekler Noun
cesaretsizlik, korkaklık. Noun
soğuk filtrasyon Noun, Food-Kitchen
soğuk filtreleme Noun, Food-Kitchen
soğuk/çekingen kimse, samimiyet göstermeyip uzak duran kimse,
k.d. soğuk nevale. Noun
(ısıtılmayan) limonluk/ser. Noun
soğuk cephe, soğuk hava kütlesi. Noun
gece barınağı
züğürt
parasız kişi
ısısız ışık, fluoresan ışık. Noun
(pişmiş) soğuk et. Noun
ceset. Noun
(ağrıyı/şişi gidermekte kullanılan) buz kesesi, soğuk havlu, ıslak sargı vb.. Noun, Medicine
çiğ sebze ve meyveleri kutuladıktan sonra ısıtıp konserve yapma yöntemi. Noun
soğuk baskı
soğuk kabul
soğuk oda Noun
soğuk hava deposu Noun, Food-Kitchen
soğuk kauçuk: soğukta (≈ 5°C) yapılan sun'î kauçuk. Aşınmaya dayanıklı olduğundan otomobil lâstiklerinde kullanılır. Noun
demir testeresi. Noun
soğuk makas Noun, Machines
gevrek
soğuk davranış, yüz vermeyiş.
give someone the cold shoulder: birine yüz çevirmek, iltifat etmemek. Noun
soğuk dalgası, kısa süren şiddetli soğuk. Noun
soğuk lehim
uçuk.
herpes, labialis, fever blister ile ayni anlama gelir. Noun
soğuk dalgası Noun
ilkbaharda soğuk dalgası Noun
arabayı ısıtmadan kalkma
soğuk başlatma Information Technology
soğuk çalıştırma Noun, Transport
kılıç, süngü vb. gibi ateşsiz silah. Noun
soğuk hava deposu. Noun
geçici olarak kullanmama.
to put an idea in cold storage. Noun
soğuk hava antreposu Noun
soğuk hava gemisi
soğuk hava deposu. Noun
soğuk ter. Noun
soğuk yiyecekler
soğutma musluğu
(sigara, esrar vb.'den) ansızın mahrum kalma.
dobra dobra söylenen söz.
talk cold turkey: dobra dobra konuşmak, açıkça söylemek.
hazırlıksız/irticalen söylenen şey, tulûat.
soğuk/herkesten uzak duran kimse.
birdenbire, ânide, hemen, derhal.
Do it cold turkey: Derhal yap!
He quit smoking cold turkey:
Sigarayı birdenbire terketti.
dökümsüz dizgi. Noun
soğuk savaş/harp, sinir harbi. Noun
soğuk savaşçı
küçük/hor görme, küçümseme, önem vermeme, cesaretini kırma, akamete uğratma.
throw cold water on someone's
hopes: birisinin ümidini/cesaretini kırmak.
pour cold water on a plan: bir planı akamete uğratmak.
Noun
soğuk dalgası, gelip geçici soğuk hava. Noun
soğuk perma (saç). Noun
soğuk
soğuk karşılama
soğuk bir duş (gibi), nahoş sürpriz.
korkmak Verb
korkmak Verb
(a) caymak, (son anda) vazgeçmek.
They had cold feet at the last minute and refused to sell their
house. (b)
mec. korkmak.
omuz çevirmek Verb
sırt çevirmek Verb
ilgisini kaybetmek Verb
bir sıcak basmak Verb
üşümekten bir titremek Verb
sıcak ve soğuk akarsuyu olmak Verb
korkmak Verb
korkmak Verb
bile bile, kasten, taammüden, merhametsizce, hunharca.
to commit a crime in cold blood: taammüden
adam öldürmek.
The dictator, in cold blood, ordered the execution of all his opponents.
kasten, taammüden, bile bile, merhametsizce, hunharca.
soğuk baskı
buzdolabına kaldırılmış (çözümü ertelenmiş sorun
soğuk hava akımı
birinin pestilini çıkarmak Verb
pişmiş aşa soğuk su katmak.
birinin fikirlerini kuşkuyla karşılamak Verb
soğuk hava deposuna koymak Verb
soğuk havanın geri gelişi
(US) baklayı ağzından çıkarmak Verb
ümidini/cesaretini kırmak.
hevesini kaçırmak, soğutmak, küçümsemek, alaya almak, …'e itiraz etmek. 19
troubled waters: müşkül durum.
birinin şevkini kırmak Verb
(a) soğuk davranmak, yüz vermemek, istiskal etmek, (b) görmemezlikten gelmek, kaçınmak, sakınmak.
soğuk hava akımı