love

  1. aşk, sevda.
    to be in love with = to fall in love with: -e âşık olmak/sevdalanmak/tutulmak.
    The
    young pair are in love (with each other): Genç çift birbirine âşık/tutkun.
  2. sevgi, muhabbet.
    a mother's love for her child: bir annenin çocuğuna karşı sevgisi.
    He sends
    you his love: Size selam/sevgilerini yolladı.
  3. (cinsel) arzu, ihtiras.
  4. sevgili, maşuka, yâr, dost.
    an old love of mine: eski sevgililerimden biri.
  5. (hitap olarak) sevgili, aziz.
    My love: Sevgilim.
    What a love of a child: Ne cici/sevimli/hoş çocuk.
  6. aşk macerası, âşıklık, âşık olma.
  7. Aşk Tanrısı/Mabudu/İlâhı (Eros veya Cupid gibi).
  8. iyilik, sevgi hayırhahlık.
    the love of one's neighbor.
  9. hoşlanma, tutku.
    Her love of books.
  10. sevilen şey, tutku.
    The theater was her great love.
  11. (a) Allah sevgisi, (b) Allahın kullarını sevmesi, rahim, merhamet, (c) insanların birbirine göstermesi
    gereken sevgi/merhamet/iyilik.
  12. (teniste) sıfır, pata, hiç sayı yapmama.
    at love: rakibine hiç sayı kazandırmadan.
    He won three games at love.
  13. sevmek, sevgi/muhabbet duymak/göstermek.
    All her pupils love her. I love my country. She loves her mother.
  14. âşık olmak, sevdaya tutulmak, gönül vermek.
  15. hoşlanmak, istemek, istek /zevk duymak.
    to love music. He loves playing the piano. Most people love
    ice cream.
    “Will you come?” “I should love to.”: “Gelir misiniz?” “Memnuniyetle, seve seve.”
  16. ihtiyaç duymak, yararlanmak, hoşlanmak.
    Plants love sunlight.
  17. (a) sevişmek, cinsel temasta bulunmak, (b) sevmek, okşamak.
işi için yanıp tutuşmak Verb
hatır için yapılan iş
âşık olmak.
sevda çekmek Verb
kara sevda
romantik gençlik aşkı
kibar aşkı: (Ortaçağlarda) kibarların evlilik dışı aşk maceralarında izledikleri kural ve davranışlar.
bir şey elde etmek için gösterilen sahte sevgi
gönül avutmak Verb
aşk ilanı
çılgınca aşık
âşık olmak Verb
gönül vermek Verb
gönlünü kaptırmak Verb
sevmek Verb
tutulmak Verb
vurulmak Verb
sevdalanmak Verb
ilk aşk,
k.d. ilk göz ağrısı.
karşılık beklemeden, fisebilillâh, pîr aşkına, sırf iyilik olsun diye, hatır için.
Work (just) for
love: Fisebilillâh/pîr aşkına çalışmak.
nikâhsız yaşama
serbest aşk, nikâhsız evlilik, evlenmeden /sorumluluğa katlanmadan karı-koca hayatı yaşama. Noun
sevgilerimi söyle
sırılsıklam aşık Adjective
gayri meşru aşk
bitik (argo)
aşık
severek/seve seve yapılan iş, çıkar karşılığı değil zevk için (gönüllü) yapılan iş. Noun
(a) kur/flört yapmak, ayartmaya/evlenmeye çalışmak, (b) öpüşmek, koklaşmak, (c) sevişmek, cinsel temasta bulunmak.
sevişmek, cinsel ilişkide bulunmak.
analık
aşkım Noun
gönül acısı
zevk için oynamak Verb
çocukça tutku, çocukluk aşkı, gelip geçici sevda.
saf sevgi Noun
içten sevgi Noun
katışıksız sevgi Noun
sevgilerini yollamak Verb
selam göndermek Verb
selam söylemek Verb
sevgilerini iletmek Verb
gönül bağı
abayı yakmak Verb
yavuklu
sevgili
ana babanın çocuğun vesayeti üzerinde çekişmesi
karşılıksız aşk
para karşılığı olmadan çalışmak Verb
aşk macerası. Noun
sevişme, cinsel temas (özellikle birbiriyle evli olmayan kadınla erkek arasında). Noun
domates. Noun
sevda okları: kuartz üzerinde oluşmuş ince parlak iğneler şeklinde kırmızı kahverengi veya siyah titanyum dioksit kristalleri. Noun
(gençlerin sevgi ve barış simgesi olarak daktıkları) boncuklu gerdanlık. Noun
muhabbet kuşu
sırılsıklam aşıklar Noun
sevda büyüsü, sevgi uyandıran sihir. Noun
piç, gayrımeşru çocuk. Noun
sevişmek Verb
(ilk Hristiyanlarda) dostluk bağlarını kuvvetlendirmek amaciyle düzenlenen ziyafet. Noun
dostluk ziyafeti, yeni cemiyetlerde eski Hristiyanların bu ziyafetini takliden yapılan dinî tören. Noun
şölen, bir kimse şerefine verilen ziyafet. Noun
kaybeden takımın hiç sayı yapamadığı tenis oyunu. Noun
çayırgüzeli
(Eragrostis major). Noun
İki gönül bir olunca samanlık seyran olur. (Malî güçlükler içinde yapılan evlilik için söylenir).
ilgi duyulan kişi Noun
Havada aşk kokusu var. Sentence
aşk düğümü, sevgi simgesi olarak özel bir şekilde bağlanan kurdele. Noun
aşk mektubu. Noun
aşk evliliği, yalnız aşk üzerine kurulan izdivaç. Noun
Beni seviyorsan dostlarımı da seversin.
vatan sevgisi
aşk şiiri Noun, Literature
aşk iksiri, aşkı/cinsel arzuyu kuvvetlendiren içki. Noun
iki kişilik kanape. Noun
aşk hikâyesi
aşk hikayesi
canının kıymetini biliyorsan.
oynaşmak Verb
tutulmak Verb
gönlünü kaptırmak Verb
vurulmak Verb
gönül vermek Verb
(birine) âşık olmak, gönül vermek, gönlünü kaptırmak, vurulmak,
k.d. abayı yakmak.
birine aşık olmak Verb
...e sırılsıklam aşık olmak Verb
aşkı bitmek Verb
artık sevmemek Verb
para veya hatır için.
not for love nor for money: ne para ne de hatır için, asla, hiçbir suretle,
olanaksız, imkânsız.
It cannot be done for love or money: Bu ne para ile, ne de hatır için yapılır.
… aşkına, … hatırı için.
For the love of mercy, stop that noise: Allahaşkına kes şu gürültüyü!

Put that gun down, for the love of God.
do something for the love of it: bir şeyi zevk için/hoşlanarak yapmak.
...in hatırı için
Allah aşkına Adverb
seni seviyorum
Çok isterdim ama ...
âşık, tutkun, sevdalı, bağlı.
in love with life: hayata bağlı.
in love with one's work: işine bağlı, işini seven.
vurgun
baygın
Ne münasebet!
birini sevip okşamak Verb
biriyle cinsel ilişkide bulunmak Verb
nefret, düşmanlık, husumet.
There was no love lost between the two brothers.
ne hatır ne de para uğruna elde edilemeyecek şey
birbirlerini hiç sevmezler Noun