out

  1. Adverb dışarı, dışarıya.
    Open the bag and take the money out. Go out of town. To go out for a walk.
  2. Adverb dışarıda.
    Shut the door and keep the wind out. Let's have an evening out at the theatre. Let's sleep
    out (in the garden).
    day out: izin günü.
    There is no other way out: Başka çıkar yol yok.
  3. Adverb uzakta, uzağa.
    to go out to America.
  4. Adverb herkese, her tarafa.
    Give out all the tickets. Spread out the cloth.
  5. Adverb tamamen, baştanbaşa, büsbütün, sonuna kadar, son derece.
    Clean out the room. I'm tired out. The house
    was burned out. to pump a well out.
  6. Adverb iyice, kökten, temelden.
    think something out: bir şeyi iyice düşünmek, düşünüp taşınmak.
    to
    wash out the dirty marks.
  7. Adverb yüksek sesle.
    sing/cry/shout/call out. speak out. Read the names out.
  8. Adverb oyun dışı, (iktidar vb.'den) düşmüş.
    The Labor Party is out.
  9. Adverb bütün ayrıntılarıyla, etraflıca, noksansız bir şekilde.
    Think/plan it out properly. The secret/the sun came out/is out.
  10. Adverb modası geçmiş.
    Short skirt went out last year, they're out this year.
  11. Adverb (çiçek) olgunlaşmış, açılmış.
  12. Adverb (eskiden genç kızlar için) sosyeteye katılacak yaşta.
  13. Adverb (üstünlük sıfatından sonra) mevcutlar içinde, bütün insanlar vb. arasında.
    He's the stupidest man
    out. (bkz: out and away )
  14. Adverb (ateş/alev) sönmüş.
    The fire's gone out: Ateş söndü.
  15. Adverb (küme/yığın) arasından/içinden.
    Pick out the best of apples: Elmalardan en iyisini seç.
  16. Adverb grevde, çalışmaz durumda.
    The fisherman came out in sympathy with the sailors.
  17. Adverb (met/deniz suları) alçalmış, çekilmiş.
  18. Adjective açık, yırtık, meydanda.
    out at the knees: dizleri yırtık.
  19. Adjective dışarıda, belirli sınırlar dışında.
    The ball was declared out.
  20. Adjective aşırı, fazla.
    an outsize bed: aşırı büyük yatak.
  21. Adjective yanlış, hatalı.
    His calculations are out.
  22. Adjective acemi, hamlaşmış, maharetini/melekesini yitirmiş.
    Your bow hand is out.
  23. Adjective zararda, kaybetmiş.
    out ten dollars: on dolar zararda.
  24. Adjective bitmiş, tükenmiş, -sız kalmış.
    We are out of butter: Tereyağımız kalmadı/bitti.
  25. Adjective (oyun/iş vb.) dışında.
  26. Adjective bayılmış, kendinden geçmiş, baygın, sarhoş.
    Two drinks and he's usually out.
  27. Adjective imkânsız, olanaksız.
    I'm sorry, but that's completely out, it can't be done: Özür dilerim, buna
    asla imkân yok, bu yapılamaz.
  28. Adjective sona ermiş, bitmiş, sönmüş.
    the fire is out: ateş sönmüş.
  29. Adjective arızalı, bozuk, çalışamaz durumda, servis dışı.
    Our TV is out.
  30. Adjective yetkisiz, salâhiyetsiz.
  31. Adjective dışarı gidecek/gönderilecek.
    an out box for mail: posta ile gönderilecek bir kutu.
  32. Adjective 18 kuyudan 9'unu bitirmiş.
  33. Adjective modası geçmiş, eski, demode.
  34. Adjective yok, noksan, kıt, tükenmiş.
    Oranges are out till next fall: Gelecek sonbahara kadar portakal bulunmaz.
  35. Adjective haricî.
  36. Adposition dışarıya, dışarıda.
    He looked out the window. He ran out the door.
  37. Adposition bir noktadan uzaklaşma hareketini bildirir:
    Let's drive out the old mill road.
  38. Exclamation dışarı! git! defol!
  39. Exclamation
    out upon
    esk. (sitem, dargınlık, infial vb. bildirir):
    out upon you! Aşkolsun! Oldu mu ya!
  40. Noun çıkıntı.
  41. Noun (sorumluluktan/cezadan vb.) kaçış, kurtuluş, kaytarma, mazeret, bahane.
    to look for an out: bahane aramak.
  42. Noun (bir topluluktan) çıkarılmış/tardedilmiş kimse.
  43. Noun (tenis, voleybol vb.) dışarı, saha dışı.
  44. Noun
    outs: mevkiini/siyasî iktidarı kaybetmiş kimseler.
  45. Noun, Printing (mürettip tarafından) atlanmış kelime.
  46. Noun (bkz: outing ).
  47. Verb dışarı çıkmak/gitmek, dışarı atmak, uzaklaş(tır)mak.
    They did their best to out him: Onu uzaklaştırmak
    için ellerinden geleni yaptılar.
  48. Verb (herkese) açıkla(n)mak, ifşa etmek, yay(ıl)mak, herkesçe bilinmek, açığa/meydana çıkmak.
    The truth
    will out: Hakikat meydana çıkacak.
  49. Verb durdurmak, sona erdirmek, söndürmek.
    Please out the fire: Lütfen ateşi söndürün!
  50. Verb (bkz: oust )
görevlerini ihmal etmek Verb
hesabında yanılmak Verb
hesabında yanılmak Verb
hesabında yanılmış olmak Verb
hesabında yanılmak Verb
hesabında yanılmış olmak Verb
çok eski kafalı olmak Verb
işverenin gözünden düşmek Verb
huzursuz olmak Verb
çıraklık eğitimini tamamlamış olmak Verb
çıldırmak Verb
deli olmak Verb
hesabında yanılmak Verb
aklı başından gitmiş olmak Verb
gelirine uygun olarak yaşamamak Verb
geliriyle orantılı olmamak Verb
işini kaybetmek Verb
ödü patlamak Verb
kafa yormak/patlatmak, (birşeyi anlamak/çözmek için) bütün zekâsını/gücünü kullanmak.
She beat her
brains out studying, but couldn't keep up with the rest of the class: Bütün gücü ile çalıştı ise de diğer öğrencilere yetişemedi.
(a) beynine kurşunu sıkmak, beynini patlatmak, intihar etmek, (b)
argo kafa patlatmak, çok sıkı
çalışmak.
He blew his brains out to pass the exam.
birinin beynini uçurmak Verb
birinin beynini patlatmak Verb
birini öldürmek Verb
yükümlülüklerini gerçekleştirmek Verb
sözünü yerine getirmek Verb
yükümlülüklerini yerine getirmek Verb
vaadini yerine getirmek Verb
sözünü yerine getirmek Verb
çevresiyle ilgilenmek, başkalarile dostluk kurmak, kabuğundan çıkmak.
hüngür hüngür ağlamak, gözlerinden kanlı yaşlar akıtmak, teselli bulamamak, ıstırap ve kederden sürekli
ağlamak.
When her little baby died, the poor lady cried her eyes out.
doyasıya/ hüngür hüngür ağlamak.
kafa patlatmak Verb
düşmanlarına pes dedirtmek Verb
parası dolandırılmış
çileden çıkarmak, çıldırtmak, deli etmek.
içi içini/kendi kendini yemek, çok üzülmek, üzüntüden zayıflamak.
She was eating her heart out for
her son who was away at the war.
(a) çok üzülmek, içi içini yemek, kendini yeyip bitirmek, (kininden/öfkesinden vb.) çatlamak, (b) özlemek.
birine tamamen güvenmek/bel bağlamak, her dediğini yapmak, bir dediğini iki etmemek, mutlak itaat göstermek.
herşeye boyun eğmek, (bir kimsenin) her dediğini yapmak, eline ayağına kapanmak, her isteğine/emrine
uymak, dize gelmek.
I'll soon have him eating out of my hand: Yakında onu dize getiririm.
tercüme yaparak emeklilik maaşını biraz artırmak Verb
davasını başarıyla savunamamak Verb
(a) (hayvan) yemini avuçtan almak, (b)
mec. pek uysal olmak, birinin avucunun içine bakmak, yuları ele vermek.
(kalabalıktan vb.) güçlükle/mücadele ederek kurtulmak.
parasını pencereden savurmak Verb
daha çok ya da hızlı çalışmak Verb
kızmak Verb
öfkelenmek Verb
boyunu aşan suya girmek Verb
başından büyük işe girişmek.
görevlerinden kaçmak Verb
mali güçlüklerle karşılaşmak Verb
mali güçlüklerden kurtulmak Verb
birisini kızdırmak /sinirlendirmek/çileden çıkarmak.
harekete geçmek Verb
akılıni oynatmak Verb
akılıni kaçırmak Verb
aklını kaybetmek Verb
aklını kaçırmak Verb
çok uğraşmak/çaba harcamak, büyük zahmete katlanmak. (b) kasten/mahsus/bile bile yapmak.
çocuk büyüdükçe giysileri dar gelmek Verb
uykusunu almış olmak Verb
uykusunu almak Verb
işi başından aşkın olmak Verb
işi başından aşmak, işi çok zor olmak.
korkudan sıçramak; aşırı derecede coşmak.
sendikayı işletmesinden uzak tutmak Verb
bir sendikayı işletmesinden uzak tutmak Verb
işe karışmamak Verb
iş inin girdisini çıktısını bilmek Verb
parasını dikkatle harcamak Verb
parasını kârlı olarak yatırmak Verb
parasını kazançlı işe yatırmak Verb
davasını ispatlamak Verb
zamanını yapacağı işlere ayırmak Verb
kollarını açmak Verb
bir kimsenin bilgisi/tecrübesi/uzmanlığı dışında.
He said that computer programming is off his beat.
deli, kaçık.
(a) deli, kaçık, çıldırmış, zıvanadan çıkmış, (b) çılgın, hezeyan halinde, mantıksız, akıl ve muhakemesini kaybetmiş.
(a) deli, kaçık, çıldırmış, zıvanadan çıkmış, (b) çılgın, hezeyan halinde, mantıksız, akıl ve muhakemesini kaybetmiş.
(a) deli, kaçık, (b) (tamamen) unutulmuş.
Out of sight, out of mind: Gözden uzak olan gönülden de uzak olur.
kendi imkânlarından
sıra beklemeden
sıra dışından
(a) bilgi ve yeteneği dışında.
I'm out of my depth when it comes to mathematics. (b) (su) boyunu
aşan.
get out of one's depth: (i) su boyunu aşmak, suda ayağı yerden kesilmek; (ii) yetkisi dışına çıkmak.
kulağından tutulup atılmış, işinden kovulmuş.
aklından çıkmak Verb
talebini bildirmek Verb
arz etmek Verb
kalabalıkta arkadaşlarını seçmek Verb
birinin başına bela kesilmek, musallat olmak, başının etini yemek.
zamanını bir programa sokmak Verb
kafayı pencereden dışarı çıkarmak Verb
dürterek birinin gözünü çıkarmak.
başını pencereden dışarı çıkarmak Verb
dertleşmek Verb
boşanmak Verb
öfkesini birine boşaltmak Verb
candan teşekkür etmek Verb
dertlerini döküp saçmak Verb
içini boşaltmak Verb
çek defterini çıkarmak Verb
başkası için kendini ateşe atmak, başkasına yardım için belaya girmek.
kafasından çıkarmak Verb
kolunu uzatmak.
parasını faize yatırmak Verb
bütün takatını tüketmek Verb
bayraklarını asmak Verb
parasını işletmek Verb
dilini çıkarmak.
birinin pabucunu dama at(tır)mak, burnunu kırmak, ilgiyi kendi üzerinde toplayıp birini kıskandırmak.

His nose was put out of joint: Burnu kırıldı; pabucu dama atıldı.
(a) ayağını kaydırmak, pabucunu dama at(tır)mak, burnunu/gururunu kırmak, (b) birinin ümitlerini kırmak,
plânlarını akamete uğratmak.
birisinin ocağını söndürmek/teşebbüsünü akamete uğratmak.
unut(tur)mak, aklından çıkarmak.
bir şeyi kafasından atmak Verb
bir şeyi birinin ulaşamayacağı yere koymak Verb
işteki payını satmak Verb
bir işteki payını satmak Verb
ihbarıni biri aracılığıyla yapmak Verb
ihbarını biri aracılığıyla yapmak Verb
parasını ortaya koymak Verb
parasını istemeye istemeye vermek Verb
eleştirisini söylemek Verb
talebinde ısrar etmek Verb
kelleyi koltuğa almak, büyük bir tehlikeye atılmak.
A politician supporting an unpopular law is sticking
his neck out: he may loose the next election.
tehlikeyi göze almak, kelleyi koltuğa almak, tehlikeye göğüs germek.
birinin dikkatini çekmek Verb
birine önemli gelmek Verb
kendi açtığı çığırda ilerlemek, bağımsız/yeni bir hayata/işe başlamak, kimseye müdanaa etmemek.
aşırı çalışmak Verb
çok çalışmak Verb
birini örnek almak Verb
birini taklit etmek Verb
gelirinden bir meblağ çıkarmak Verb
öfkesini karısından çıkarmak Verb
dışarda yemek yemek Verb
hemşerilik hakkını elinden almak Verb
(birinin) ekmeğini elinden almak, geçimine/nasibine engel olmak.
bozum etmek, küçük düşürmek, yelkenlerini suya indirtmek, gururunu kırmak.
öfkesini yatıştırmak, yelkenleri suya indirmek.
sözü (birisinin) ağzından kapmak, konuşmasına fırsat vermemek.
(karşısındakinin) ağzından sözü kapmak; leb demeden leblebiyi anlamak.
You have taken the words out
of my mouth: Ben de tam bunu söyleyecektim.
kalbini parçalamak, çok dokunmak/hüzün vermek.
konuklarının çekingenliğini gidermek Verb
ceplerinin içini dışına çıkarmak Verb
cepinıters yüz yapmak Verb
bacakları kopmak Verb
konukseverliğini istismar etmek Verb