1. Edat içine, içerisine, -e/-a, -ye/-ya.
    He fell into a ditch. We went into the forest. I finally got into
    the bed. Put it into the box. He fell into the hands of the enemy.
  2. Edat -e doğru/müteveccihen, … doğrultusunda/istikametinde, -e/-a, -ye/-ya.
    He walked into a police station.
    He was going into the town.
  3. Edat -e karşı/doğru.
    He backed into a parked car.
  4. Edat durumuna, haline.
    to grow into a man: büyüyüp adam olmak.
    to change water into steam: suyu
    buhar haline getirmek.
    collect them into heaps: yığınlar halinde toplamak.
    translate into another language: başka dile çevirmek.
    to join them all into one company: hepsini tek bir şirket halinde birleştirmek.
  5. Edat işine, mesleğine, konusuna.
    to be into: … ile meşgul olmak, meraklısı olmak.
    He's really into
    philosophy these days: Bugünlerde felsefeye merak sardı.
    He went into banking: Bankacılık mesleğine girdi.
    Let's not go into that again: Tekrar bu konuya girmeyelim.
  6. Edat (zaman/mesafe) -ye kadar, -ye dek.
    Work far into the night: Gece geç vakitlere kadar çalışmak.

    A line of men far into the distance.
  7. Edat bölü, taksim.
    2 into 20 equals 10: 20 bölü 2, 10 eder.
    5 into 14 goes 2 and 4 over: 14'te 5 iki defa var, 4 artar.
birine sırrını açmak Fiil
zorla/mütemadiyen tekrarlayarak kafasına sokmak.
Tom is lazy, and his lessons have to beaten into his head.
çevreyle daha yakın ilişkiye girmek Fiil
birini kendi tarafına kazanmak Fiil
bütün enerjisini bir şeye yöneltmek Fiil
aklına esmek Fiil
aklına esmek aklından geçirmek Fiil
(a) kendi malına sahip olmak, asıl sahibini bulmak, (b) lâyık olduğu mevkie erişmek, (c) kendi alanına/ihtisasına girmek.
hakkını almak Fiil
planlarını açıklamak Fiil
planlarını açıklamak Fiil
kabuğuna çekilmek Fiil
çok masrafa girmek Fiil
elini cebine daldırma
ağına çekmek Fiil
mezarını kendisi kazmak, ömür törpüsü olmak, üzüntü veya içki ile ölümünü yaklaştırmak.
defterine kaydetmek Fiil
bir şeyin teminatını şahsen üstlenmek Fiil
mahkeme huzurunda davayı kabul etmek Fiil
kendini çevresine uydurmak Fiil
programına bir şey sığdırmak Fiil
bir şeyi belleğine çakmak Fiil
bütün gücünü bir şeye harcamak Fiil
zorla bir eve girmek Fiil
bir yere zorla girmek Fiil
bir eve zorla girmek Fiil
hükümette bir mevkie yükselmek Fiil
ne yapıp edip birinin mahremiyetine girmek Fiil
aklına olmayacak şey getirmek Fiil
arabasına yeniden binmek Fiil
boş hayallere/ümitlere kapılmak, olmayacak şeyler beklemek.
anlamak Fiil
kafasına sokmak Fiil
birinin dikkatini çekmek ya da sevgisini kazanmak Fiil
güç kullanmak Fiil
tam yoluna girmek, işe ayak uydurmak, ilerlemek, önden gitmek.
kafasına sokmak Fiil
birinin sevgisini kazanmak Fiil
fikirlerini bir biçime sokmak Fiil
birine kancayı takmak Fiil
kendini (işine) vermek, dört elle sarılmak.
kendini bir şeye vermek Fiil
okuldan dosdoğru babasının işine girmek Fiil
başına vurmak Fiil
birine kancayı takmak Fiil
acele acele giyinmek Fiil
zihnine yerleştimek Fiil
giysilerini ufak bir valize tıkmak Fiil
dinleyicilerini çok öfkelendirmek Fiil
zorla içine girmek Fiil
park edilmesi güç bir yere arabasını park etmek Fiil
bütün ticaret kredilerini bir hesaba ödemek Fiil
bütün ticaret kredilerini bir hesaba ödemek Fiil
(düşmanın) ekmeğine yağ sürmek, ona çıkar sağlayacak bir iş yapmak.
birinin ekmeğine yağ sürmek (ona çıkar sağlamak).
elini cebine daldırmak Fiil
burnunu başkasının işlerine sokmak Fiil
birinin işine burnunu sokmak Fiil
acele giyinmek Fiil
kendine bir iş bulmak Fiil
birisine olmayacak ümitler vermek.
var kuvvetiyle/bütün gücüyle çalışmak, gayretle işe sarılmak/koyulmak, kendini tamamen işine vermek.
dişini tırnağına takarak çalışmak Fiil
bütün varlığını işine adamak Fiil
bir işe canla başla sarılmak Fiil
giysilerini bir bavula tıkıştırmak Fiil
birini ailesine kabul etmek Fiil
birini aileye kabul etmek Fiil
kabuğuna çekilmek, içine kapanmak, çevresiyle ilgiyi kesmek.
arabayı garaja geri geri sokmak Fiil
imkânsızı yapmaya kalkışmak Fiil
karşı koymalar ile karşılaşmak Fiil
parayı cebine tıkmak Fiil
cebine para tıkmak Fiil
bütün parasını işletmeye yatırmak Fiil
eski alışkanlıklarına dönmek Fiil
birinin yüreğine korku salmak Fiil
birinin yüreğine korku salmak Fiil
öteberisini küçük bir çantaya tıkmak Fiil
paraları cebe indirmek Fiil
(a) aklına/kafasına koymak, tasarlamak, niyetlenmek, (b) aklına esmek, düşüncesiz iş yapmak, (c) kavramak,
anlamak, kafasına sokmak.
(yapacağım diye) tutturmak, kafasına/aklına koymak, meram etmek, azmetmek.
aklına koymak Fiil
(bir şey yapmak) aklına esmek.
hayatını tehlikeye atmak Fiil
birine sırlarını açmak Fiil
birine açılmak Fiil
birini çalıştırmak üzere yanına almak Fiil
hakkını kendi eliyle almak, bizzat ihkakı hak etmek, öç almak.
kanunu kendi eline almak Fiil
adaleti kendi eline almak Fiil
dil dökerek yolunu yapmak.
fildişi kulesine çekilmek
bütün kaynaklarını bir işe tahsis etmek Fiil
bir işe talip olmak Fiil
birinin işine burnunu sokmak Fiil
aşılamaz güçlükler
arsasını paraya çevirmek Fiil
birisinin gözüne girmek/sevgisini kazanmak.
kendi köşesine çekilmek Fiil
tesadüfen karşılaşmak, ânide karşı karşıya gelmek.
(a)
barge in ile ayni anlama gelir. sırasız söze karışmak, manasızca/saygısızca müdahale etmek.

to barge into a conversation. He barges in(to) on our conversations. (b) çarpmak, toslamak.
kesmek Fiil
(a) araya girmek, karışmak, müdahale etmek, kesmek, kesintiye/fasılaya uğratmak.
He broke into the
conversation at a crucial moment. (b) (birdenbire) bir işe başlamak/girişmek.
to break into a run. (c) (bir işe/mesleğe) girmek, kabul edilmek, katılmak, dahil olmak.
It is difficult to break into theater. (d)
burst into ile ayni anlama gelir. zorla girmek, tecavüz etmek.
They broke into the store and stole $900. (e) (istemeyerek) bir kısmını kullanmak/sarfetmek, içeri girmek.
He broke into the money he saved: İstemeyerek biriktirdiği paraya girdi.
to break into one's reserves: yedekten sarfetmek.
memlekete dışardan mal getirmek Fiil
davet etmek Fiil
(a) parçası olarak/içinde (gömme) yapmak/inşa etmek.
The cupboards are built into the walls: Dolaplar
duvarın içine gömme olarak yapılmışlardır. (b) dahil etmek, birşeyin ayrılmaz parçası haline getirmek.
The rate of pay was built into his contract.
tesadüfen karşılaşmak, ânide karşı karşıya gelmek.
(âniden/ansızın/umulmadığı anda) karşılaşmak, raslamak.
Guess who I bumped into on the way to the
office: Daireye giderken kiminle karşılaştım, biliyor musun?
tesadüfen karşılaşmak Fiil
(a) dağlamak, dağlayarak damga basmak.
The owner's mark was burnt into the animal's skin. (b)
unutulmayaca şekilde hafızaya nakşetmek.
Habit of obedience was burnt into me as a child.
alev almak Fiil
parlamak Fiil
her türlü yatırımdan gelir temin etmek Fiil
devlet tahvilleri de dahil
bir işletmenin sermayesinden hisse satın almak Fiil
meydana/ortaya koymak, getirmek, çıkarmak.
call into being/existence: yaratmak.
The space age
has called into existence a whole new body of scientific and technical words: Uzay çağı birçok yeni bilimsel ve teknik sözcüklerin yaratılmasına yol açtı.
call into play: ortaya koymak, harcamak.
call into play all one's powers: bütün gücünü harcamak.
giriş işlemlerini yaptırmak Fiil
kayıt yaptırmak Fiil
giriş yapmak Fiil
kaydolmak Fiil
ikna etmek Fiil
(a) (mirasa) konmak, varis olmak.
He came into a large fortune when his father died. (b) başlamak,
(durumunda) olmak, alınmak, katılmak, girmek.
come into fashion: moda olmak.
come into existence: vücut bulmak, var olmak.
come into flower: çiçeklenmek, çiçek açmak.
come into someone's mind: aklına gelmek.
come into consideration: nazarı itibara alınmak.
come into sight: görünmeye başlamak. (c)
come into one's own: gerçek benliğini bulmak, şöhret/itibar/kudret vb. kazanmak, kendini/yeteneğini göstermek.
He didn't really come into his own until he'd won the election for party leader.
dönüştürmek Fiil
doluşmak Fiil
(a) azaltmak, küçültmek, -e indirgemek/irca etmek, (b) söze karışmak, (c) yarmak, bir parça kesmek.
(zar ile oynanan) kumarda (bir malı) kazanmak.
(a) (bir şeyi) yemeye başlamak, (b) inceden inceye araştırmak, sıkı araştırma yapmak, tahkik etmek.
The
police is digging into this case. (c) batırmak, daldırmak.
dig fork into meat. (d) (durumunu) sağlamlaştırmak/pekiştirmek.
I had a short time to dig myself into the new job.
tekrar tekrar/kırk defa/defaatle söylemek, söyleye söyleye dilinde tüy bitmek, söyleye söyleye nihayet
kafasına sokmak.
to din cleanliness into someone: bir kimseyi (söyleye söyleye) temizliğe alıştırmak.
She dinned into the child that he mustn't speak to strangers: Yabancılarla konuşmamasını her zaman çocuğa söyledi.
Try to din it into her that … : Ona şu hususu iyice anlat ki …
(şöyle bir) göz gezdirmek, gözden geçirmek, göz atmak.
to dip into a magazine while waiting.
(nehir, ırmak vb.) boşal(t)mak, dök(ül)mek.
The Mississipi disgorges (its waters) into the Gulf of
Mexico at New Orleans. The buses disgorge crowds on the pavements.
çekiçle vurarak çakmak
ziyaret etmek Fiil
uğramak Fiil
ziyaretine gitmek Fiil
iyice sinmek/yerleşmek, yer etmek, kökleşmek, zorla nüfuz etmek.
(a) incelemek, değinmek, dokunmak, temas etmek, nazarı itibara almak.
The book does not enter into
the issue of morality at all: Kitap, ahlâk sorununa hiç değinmiyor. (b) girişmek, ulaşmak, varmak.
enter into agreement: anlaşmaya varmak, sözleşme imzalamak. (c) katılmak, taraftar olmak, tarafını tutmak.
enter into someone's feelings: birisinin duygularına katılmak. (d) oluşturmak, bileşimine/terkibine girmek.
dönüştürmek, çevirmek.
The dependency was erected into a sovereign state.
evrilerek birşeye dönüşmek Fiil
birşeye dönüşmek Fiil
birşey haline gelmek Fiil
büyüyüp girmek Fiil
büyüyerek girmek Fiil
(a) başlamak, girişmek.
to fall into conversation. (b) bölünmek, ayrılmak.
The subject falls
into 3 divisions: Konu 3 kısma ayrılır. (c)
fall into error: yanılmak, hataya düşmek.
fall into a habit: bir şeyi âdet edinmek.
fall into temptation: şeytana uymak.
(zaman) uzak, ilerlemiş, geç.
He remembers far into the past: Uzak geçmişi anımsıyor.
We worked
far into the night: Gecenin geç saatlerine kadar çalıştık.
He is far from being well: Hiç iyi değildir.
oturmak Fiil
sığmak Fiil
birden kızmak Fiil
öfkelenmek Fiil
(yabancısı olduğu bir alanda kısa süren) deneme.
korkutarak/zorla yaptırmak, mecbur etmek.
He frightened the old lady into signing the paper.
to
frighten someone into doing something: birisini korkutup bir işi yaptırmak.
He was frightened into doing it: Onu korkusundan yaptı.
(a) (okula/müsabakaya vb.) kabul olunmak/girmek.
get into a club: bir kulübe girmek/üye olmak.
(b) (taşıta) binmek.
They got into the car and drove off. (c)
get into bad habits: kötü alışkanlıklar edinmek.
get into the way of doing something: bir şeye alışmak, âdet edinmek.
get someone into the way of doing something: birini bir şeye alıştırmak. (d)
get into a temper: hiddetlenmek, (e)
get something into one's head: (bir fikri vb.) kafasına sokmak, kavramak, anlamak. (f)
get someone into trouble: birinin başına dert açmak, başını belaya sokmak.

NOT

: To get a woman into trouble: Bir kadını hamile bırakmak anlamına gelir, bu deyim dikkatle kullanılmalıdır.
(a) incelemek, araştırmak, irdelemek, tahkik etmek.
The police are going into the murder case.
(b) (birisinin işini) üzerine almak, deruhde etmek. (c) meslek olarak seçmek, intisap etmek.
to go into politics/engineering. (d) (bir sayıya) bölünmek, (içinde) olmak.
Two will go into six: 6, ikiye bölünür.
Three into two won't go: 2, üçe bölünmez.
3 goes into 9 three times. (e)
go into effect: yürürlüğe girmek, (f) (bir yere) ulaşmak, varmak, vasıl olmak.
to go into town/work. (h) (izaha) girişmek.
Let's not go into details, just keep to the main points. Go into an explanation.
bastırmak Fiil
üstüne kuvvetle basmak Fiil
(a) büyüyüp … olmak, -laşmak.
He's grown into a fine young man.
to grow into a woman: büyüyüp)
kadın olmak. (b) olgunlaşmak, tecrübe kazanmak, (işe vb.) alışmak.
You need time to grow into a job.
gömülü
gönlünü yapmak, tatlı sözlerle kandırmak/razı etmek.
He jollied her into going with them.
(a) üzerine saldırmak/atılmak, (yumrukla vb.) tecavüz etmek, (b) şiddetle azarlamak.
The teacher laced
into his students for not studying.
(a) dövmek, dayak atmak, pataklamak, saldırmak, üstüne yürümek.
He laid into the vicious dog wit a
stick. (b) azarlamak.
My parents laid into me for not doing my homework. (c) (sözle/kuvvetle) tecavüz/taarruz etmek.
(a) -e ortak/sırdaş olmak, (b) (pencere vb.) aç(ıl)mak, (c) (birisini) ortak etme/karıştırmak/iştirak
ettirmek, (d) (bir şeyi başka bir şeye) daldırmak/sokmak/batırmak.
(sözle veya fizikî olarak) saldırmak, hücum etmek.
I lit into that food until I finished the heel of the loaf.
(a) araştırmak, incelemek, soruşturmak, tahkik etmek, tahkikat yapmak.
He promised to look into the
matter: Meseleyi araştıracağını vadetti.
The police is looking into the past record of the suspect. (b) içine bakmak.
He looked into the box/the mirror/her eyes.
dönüştürmek Fiil
biçim vermek Fiil
para yatırmak Fiil
bağlamak Fiil
irtibatlandırmak Fiil
dalmak Fiil
işlemek Fiil
kasaya para yatırmak Fiil
süzülüp girmek Fiil
çığ gibi büyümek Fiil
işlemek Fiil
içeri sızmak Fiil
gizlice girmek Fiil
batırmak Fiil
batırma
gömülü
(üye) kabul etmek Fiil
konuşarak birini bir şey yapmaya kandırmak Fiil
dönüştürmek Fiil
sapma
saldırmak Fiil
yürürlüğe, mer'iyete, mevkii icraya.
put into effect: uygulamak, tatbik mevkiine koymak.
come/go/be
brought/be put into effect: uygulanmak, yürürlüğe girmek/konulmak.
(a) sıraya, hizaya, düzeye, seviyeye, (b) anlaşma(ya), uyuşma(ya).
come into line: anlaşmaya varmak,
anlaşmak, uyuşmak.
bring into line: ikna etmek, anlaştırmak, yola/hizaya getirmek.
He will bring the other members into line and the committee will accept his plan.
fall into line with: -e uymak, … ile anlaşmak.
... haline gelmek Fiil
...'e hiç zorlanmadan ulaşmak Fiil