1. karışıklık, düzensizlik, dağınıklık, pislik, pejmürdelik.
    in a mess: karmakarışık, keşmekeş, darmadağınık.

    This room is in a mess. I'll have to to clean up all the mess in this room.
  2. karışık/düzensiz/dağınık/pis yığın, keşmekeş.
    The whole house is a mess. There was a mess of dirty
    dishes in the sink.
    make a mess: berbat etmek, yüzüne gözüne bulaştırmak, keşmekeş etmek, arap saçına döndürmek.
  3. müşkül/utandırıcı durum, içinden çıkılmaz /zor durum, çıkmaz, baş belası.
    get oneself into a mess:
    her tarafını kirletmek, başını belaya sokmak, çıkmaza saplanmak.
    Here's a pretty mess: Çattık belaya! Ayıkla pirincin taşını!
  4. sofra arkadaşları, daima aynı sofrada yemek yiyen kimseler.
  5. (birlikte yenilen) yemek, ziyafet.
  6. bir öğunlük yemek.
  7. bir tabak dolusu yemek (katı veya sulu).
    Picked a mess of peas for dinner. 8 .
    mess hall
    ile ayni anlama gelir. yemek salonu, yemekhane, orduevi lokantası, (bilhassa askerlerin) topluca yemek yedikleri yer.
    Officers are at mess now.
  8. (askerlikte toplumsal amaçla kurulan) birlik.
    He was secretary of the sergeant's mess.

  9. mess up: kirletmek, pisletmek.
    Don't mess up my clean floor. He messed up his book by scribbling on the pages.

  10. mess up: karıştırmak, karmakarışık hale getirmek, yüzüne gözüne bulaştırmak, keşmekeşe/çorbaya/arap
    saçına çevirmek, berbat etmek, bozmak, altüst etmek.
    They messed up the whole deal.
  11. birlikte yemek yemek.
  12. kurcalamak, bozmak.
    She told the child not to mess with his father's camera.
  13. şaşırmak, şaşalamak, şaşırıp hata yapmak.
    Got another chance and didn't want to mess up again.
  14. yitirmek, kaybetmek, akamete uğratmak.
    He messed up his chances of winning the race.
  15. yemek vermek, (birlikte) yemek yemek.
bok
gayya kuyusu
altüst olmak Fiil
başı belaya girmek Fiil
karmakarışık olmak Fiil
çorba gibi
ortalığı düzene koymak Fiil
ayıkla pirincin taşını
hükümeti buhrandan çıkarmak Fiil
allak bullak olmak Fiil
arap saçına dönmek Fiil
pirincin taşını ayıklamak Fiil
(a)
k.d. oyalanmak, amaçsız/gayesiz/plânsız iş görmek, boşuna uğraşmak.
I'm not of a sailor,
but I like to mess about in my little boat on the river. (b)
argo vakit öldürmek, sinek avlamak, havyar kesmek, âvarelik etmek.
He spent all day Sunday just messing about. (c)
argo (bir kimse veya şey ile) ilgilenmek, (bir işe) karışmak/burnunu sokmak, bulaşmak.
messing other people's affairs. (d) sıkıfıkı olmak.
Don't mess around with admiral much. (e) flört/kur yapmak.
He caught him messing around with his wife. (f) oyalamak, atlatmak.
Don't mess me about; I want the money you promised me.
tabldot hesabı
yemek yardımı
tayın bedeli
(a)
k.d. oyalanmak, amaçsız/gayesiz/plânsız iş görmek, boşuna uğraşmak.
I'm not of a sailor,
but I like to mess about in my little boat on the river. (b)
argo vakit öldürmek, sinek avlamak, havyar kesmek, âvarelik etmek.
He spent all day Sunday just messing about. (c)
argo (bir kimse veya şey ile) ilgilenmek, (bir işe) karışmak/burnunu sokmak, bulaşmak.
messing other people's affairs. (d) sıkıfıkı olmak.
Don't mess around with admiral much. (e) flört/kur yapmak.
He caught him messing around with his wife. (f) oyalamak, atlatmak.
Don't mess me about; I want the money you promised me.
aldırış etmemek Fiil
ağırdan almak Fiil
(US) tembellik etmek Fiil
subay kantini kurulu
sefer tası. İsim
yemekhane Askerlik
kantin
sofrada giyilen (kısa, dar) ceket. İsim
sefer tası. İsim
iaşe subayı
erat mahfili
(askerî yemekhanede görevli) levazım çavuşu. İsim
karavana yemek Fiil
yüzüne gözüne bulaştırmak Fiil
becermek Fiil
bozmak Fiil
dağıtmak Fiil
yanlış anlaşma
karışıklık
ağzına burnuna bulaştırmak Fiil
karmakarış etmek Fiil
(a) bir tabak çorba, (b) yal, yuntu, (c)
mec. fedakârlıkla elde edilen maddî rahat/konfor.
alan talan etmek Fiil
tarumar etmek Fiil
çorbaya dönmek Fiil
telvis etmek Fiil
kötüleştirmek Fiil
paçavraya çevirmek Fiil
bir şeyi berbat etmek Fiil
işi berbat etmek, yüzüne gözüne bulaştırmak.
bir şeyi berbat etmek Fiil
iç etmek (kaba) Fiil
kamış atmak (argo) Fiil