1. hiç kimse.
    She likes nobody and nobody likes her. There's nobody in the room.
    She said she
    loved nobody but me: Yalnız beni sevdiğini (= benden başka hiç kimseyi sevmediğini) söyledi.
  2. önemsiz/tanınmayan kimse, adı sanı yok, sosyal mevkii olmayan kişi.
    I want to be famous, I'm tired
    of being nobody.
    He's a mere nobody: O önemsiz bir kişidir/solda sıfırdır.
önemsiz bir kimse olmak Fiil
kimsecikler yoktu
birine solda sıfır gibi davranmak Fiil
kimsecik
Kimsenin burnu kanamadı/kimseye zararı dokunmadı.
kimse karışamaz
özel bir kimse olmamak Fiil
akıllı/kurnaz olmak/davranmak,
k.d. faka/tongaya basmamak,
mec. (dolma) yutmamak.
He's
nobody's fool: Onu aldatamazsın/faka bastıramazsın.
fevkalâde, eşsiz, mükemmel.
That man plays piano like nobody's business.
etrafta kimse yoktu