desolate

  1. ıssız, tenha, kuş uçmaz kervan geçmez.
    During the winter the beach was desolate.
  2. boş, terkedilmiş, metrûk, viran.
    a desolate old house.
  3. yalnız, kimsesiz, bikes.
  4. üzgün, meyus, perişan.
    desolate memories. When you're away from me, I'm just desolate.
  5. kasvetli, sıkıcı, hazin.
    a desolate cry: hazin bir feryat.
    desolate prospects: sıkıcı bekleyiş.
  6. harap etmek, viran etmek, viraneye çevirmek/döndürmek.
  7. ıssızlaştırmak, kimsesiz/yalnız/boş bırakmak.
  8. üzmek, kederlendirmek, meyus/perişan etmek, üzüntüye/kedere boğmak, mateme garketmek.
    She was desolated
    by the death of her husband.
  9. terketmek, bırakıp gitmek.
ıssızlaşmak Verb
ıpıssız