go and

  1. (a) maalesef, yazık ki, (b) düşüncesizce, unutkanlıkla, aptalca.
    She had to go and lose her gloves:
    Maalesef/unutkanlıkla eldivenlerini kaybetti. (c) hayret ifade eder:
    She went and won first prize! Büyük ödülü kazanıverdi!
gelip gitmek Verb
girip çıkmak Verb
ara ara gelip gitmek Verb
yoklamak Verb
cehennemi boylamak Verb
topallamak Verb
değneğine dayanarak yürümek Verb
öncecilik, inisiyatif, atılganlık, gayret, dirilik, zindelik, canlılık, çeviklik, coşkunluk. Noun
elinden geleni yapmak Verb
bir işin hakkını vermek Verb
daha fazlasını yapmak Verb
kendini paralamak Verb
bir işi hakkıyla yapmak Verb
beklentileri aşmak Verb
var gücüyle saldırmak Verb
ham kuvvetle saldırmak Verb
var gücüyle üstüne atılmak Verb
suya gidip susuz gelmek, Maraşa pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.
biriyle bir şeyi yarı yarıya paylaşmak Verb
bir sıcak basmak Verb
üşümekten bir titremek Verb
girip çıkmak.
bir kapıdan girip ötekinden çıkmak Verb
bir kulağından girip öbüründen çıkmak Verb
bir kulağından girip ötekinden çıkmak Verb
bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak Verb
eşit oranda paylaşmak Verb
herşeyi/her türlü tehlikeyi göze almak, her mihnete/meşakkate katlanmak, kendini ateşe atmak.
biri için her şeyi göze almak Verb
turist gibi gezip dolaşmak Verb
yarışlara girip bahis oynamak Verb
yıkılmak Verb
yolculuk etme serbestisi
yolculuk etme serbestliği
haydan gelen huya gider
yükle ve uygula
yükle ve git
tak ve kullan Information Technology
kendini emekliye ayırtmak Verb
stop-go politikası Noun
(a) tehlikeli/nazik durum, (b) (konuya) şöyle bir dokunma, hafif temas.
bir sıkımlık canı olan Adjective, Idioms
üflesen gidecek durumda Adjective, Idioms
pamuk ipliğine bağlı Adjective, Idioms