adequate

  1. Adjective uygun, elverişli, münasip, mutabık, erbap.
    We have no adequate tools: Uygun edevatımız yok.
    I
    can find no one adequate to the task: İşe elverişli kimse bulamıyorum.
    room of adequate size: uygun büyüklükte oda.
  2. Adjective, Law yeterince, kâfi.
    adequate grounds: kâfi sebepler.
orta derecede dikkatli bir kimsenin sarf edeceği ihtimam
normal dikkat ve ihtimam
tehlike ve durumun gerektirdiği oranda ihtimam
yeterli neden
ceza hukukunda kışkırtmak için yeterli neden
yeterli tazminat
yeterli bedel
gerekli ihtimam
yetkili hâkim
yeterli maddi olanaklar Noun
(duruşma) yeterli hazırlık
uygun fiyat
yeterli karşılık
yeterli kışkırtma nedeni
layık ceza
yeterli hukuki çare
yeterli ivaz
yeterli karşılık
yeterli ücret
yeterli ödül
yeterli örnek
istatistikte
bir araştırmada elde edilen verilerdeki şans etmeninin etkinliğini en alt düzeye indirecek büyüklükteki örnek
yeterli malzeme
yeterli erzak ikmali
yeter(li), yetişir, kâfi.
This car is adequate to our need: Bu araba ihtiyacımızı karşılar.
bir işe ehliyetli olmak Verb
kendini bir işe ehil ehl görmek Verb