1. torpil (argo)
  2. Fiil çekmek.
    to pull a trigger. pull the door open, don't push it.
  3. Fiil (tutup) sürüklemek.
  4. Fiil (çekip) koparmak/ayırmak/yırtmak.
    to pull flowers: çiçek koparmak.
    to pull cloth to pieces:
    kumaşı yırtmak/paramparça etmek.
  5. Fiil sökmek, çekip çıkarmak.
    to pull a nail/a tooth.
  6. Fiil (tüylerini) yolmak.
  7. Fiil
    pull on: (bıçak/silah) çekmek.
    to pull a knife/a gun.
  8. Fiil (yasa dışı/şaşılacak bir işi) yapmak/işlemek, becermek.
    to pull a robbery.
  9. Fiil (çehreye belirli bir ifade) vermek, takınmak.
  10. Fiil kazanmak, almak, kendi tarafına çevirmek.
    to pull votes: oyları almak/kazanmak.
  11. Fiil, Matbaacılık (prova) çıkarmak.
    to pull a proof.
  12. Fiil (kürek) çekmek.
  13. Fiil (kas, kasbağı, kiriş) incitmek.
    to pull a ligament/a muscle: bağı/kası incitmek.
  14. Fiil (atın yarışı kazanmasını önlemek için) gemi çekmek/kısmak.
  15. Fiil topa (yan tarafa gidecek şekilde) vurmak.
  16. Fiil
    pull at: bir şeyi tutup kendine doğru çekmek.
  17. Fiil (sigara vb.) bir nefes çekmek, (sıvı) içmek.
  18. Fiil büzülmek, çekilmek.
  19. İsim çekme, çekiş.
    give a pull: bir hamlede çekmek.
  20. İsim (a) çekme kuvveti.
    pull of a magnet. (b) çekmek için gerekli kuvvet.
    trigger pull.
  21. İsim (su, sigara vb.) içme, içiş, bir nefes çekiş, bir içim/yudum.
    take a pull at one's pipe: piposundan bir nefes çekmek.
  22. İsim kayırma, iltimas, arka, piston, torpil.
    have a pull: (a) arkası/mahkemede dayısı olmak, (b) sözünü geçirmek.
  23. İsim tutamak, tutamaç.
    drawer pull.
  24. İsim kürek çekme /çekiş.
    a pull on the river.
  25. İsim (sandal) kürek darbesi.
  26. İsim uğraşma, gayret.
    a long pull uphill.
  27. İsim gerilim.
  28. İsim, Matbaacılık prova.
  29. İsim, Spor topa yan vuruş.
  30. İsim çekicilik, cazibe.
    These ads have pull.
  31. İsim (yarışta atı geride bırakmak için) gem kasma/çekme.
(a) korkup (geri) çekilmek, geri durmak,
k.d. yelkenleri suya indirmek, (b) kendini tutmak, hislerine
hâkim olmak, (c)
Brit. masrafları kısmak.
üzerine düşeni yapmamak Fiil
(a) bütün kuvvetiyle vurmamak, hafif vurmak, (b) kötü taraflarını saklamak/gizlemek, örtbas etmeya çalışmak,
hafiften eleştirmek, tenkitte fazla ileri gitmemek, (c) ihtiyatla/çekinerek konuşmak, suya sabuna dokunmamak.
(a) kemerleri sıkmak: müşkülât/sıkıntı/zaruret ve sefalete sabırla katlanmak, (b) masrafları kısmak,
tutumlu davranmak.
They were urged to tighten their belts for the war effort. In a period of unemployment a lot of people must learn to tighten their belts.
yaptığı masrafları almak Fiil
daha dikkatli olmak Fiil
tehlike karşısında sinmek/pusmak, geri çekilmek, vaz geçmek, pes demek, iddialarından vazgeçmek, sözünü
geri almak, takındığı gururlu tutumdan vazgeçmek.
asılmak Fiil
takılmak, şaka yapmak, alay etmek, dalga geçmek,
argo matrak geçmek.
He didn't realized I was
pulling his leg, he believed what I said.
bir işe yararlı katkıda bulunmak, yarar sağlamak, üzerine düşen görevi yapmak.
gücünü frenlemek Fiil
üstünlüğünü kabul ettirmek.
mevkiini kötüye kullanmak, maiyetindekileri ezmek/hor görmek.
paçaları sıvamak, kendini toparlayıp işe sarılmak.
dişini çekmek,
mec. zararsız hale koymak.
üstünlüğünü kabul ettirmek, ağır basmak, bütün gücünü harcamak.
bir işe yararlı katkıda bulunmak, yarar sağlamak, üzerine düşen görevi yapmak.
(kimseden yardım görmeden) sırf kendi gayretiyle ilerlemek/terakki etmek.
I admire him for pulling
himself up by his own bootstraps: Onun sırf kendi gayretiyle ilerlemesine hayranım.
çek defterini çıkarmak Fiil
başkası için kendini ateşe atmak, başkasına yardım için belaya girmek.
takılmak, şaka/lâtife etmek, kızdırmak.
basiretini bağlamak, gözünü küllemek, gerçeği göremez hale getirmek.
göz boyamak, aldatmak.
birinin pistonu ile bir mevkie geçmek Fiil
parmağı tetikte olmak ; tetiği çekmek ; eli tetikte ; hazırcevap ; kafası çabuk işler .
(Br) röprodüksiyon
akide şekerine benzer bir şekerin yapıldığı gençler toplantısı.
sanayide arzdan daha çok talep olması
arkası olmamak Fiil
iltiması olmak Fiil
takılma
şaka
işletme
reklamların
reklamı yapılan ürün ya da hizmeti insanları satın almaya ikna etmedeki yeteneği
güçlüklere rağmen başarmak, (yapıncaya kadar) akla karayı seçmek.
We just pulled the game out of the
fire: Maçı güç bela kazandık.
Pull one's chestnut out of the fire: paçayı kurtarmak, bir işten zararsız sıyrılmak.
kürek çekmek Fiil
vurgun vurmak Fiil
surat asmak Fiil
aldatmak, yutturmak, faka bastırmak.
göz boyamak, hile yapmak, dolap çevirmek, el çabukluğu ile becermek,
argo madik atmak.
oyun oynamak Fiil
birine muziplik yapmak Fiil
iyi kürek çekmek Fiil
kendi başına gitmek Fiil
surat asmak.
kası incinmek Fiil
baskı provası çekmek Fiil
dolap çevirmek Fiil
maval okumak Fiil
hırpalamak, örselemek, sağa sola sürüklemek.
(hızla gidip) önüne geçmek, geride bırakmak.
The powerful car soon pullled ahead of the local bus.
yanaşmak Fiil
sabahlamak Fiil
bir yazarın eleştirilmedik yanını bırakmamak Fiil
(a) çekip ayırmak, parçalamak, (b) şiddetle eleştirmek.
çatır çatır sökmek Fiil
kenara çekmek Fiil
bir kenara çekip gizli bir konu konuşmak Fiil
(a) tutup hızla çekmek, (b) pipoyu ağzında tutarak dumanını çıkarmak, (c) (bira vb.) lıkır lıkır içmek, derin bir yudum çekmek.
(a) çekip ayırmak, çekmek, (b) ayrılmak, yakasını sıyırmak, kurtulmak, (c) (taşıt) harekete geçmek.
He
jumped onto the bus just as it was pullling away. (d)
pull away from: -den daha hızlı gitmek, -yi geçmek.
koparmak Fiil
geri çekilmek
sözünü tutmamak Fiil
ricat etmek Fiil
cepheyi geri almak Fiil
çekilerek çalınan zil
kavga etmek Fiil
ambalajlı yiyeceklerin üzerindeki damga
belirli bir tarihten sonra yiyeceğin taze olmadığını belirten
(a) yıkmak, çökertmek, (b) sağlığını bozmak, zayıflatmak, (c) moralini bozmak, gururunu kırmak, üzmek.
bir binayı yıkmak Fiil
çekme menü Bilgi Teknolojileri
hisse senetlerini düşürmek Fiil
yüzünü gözünü oynatmak/buruşturmak, yüzüne acayip ifadeler vermek, (yüz işaretleriyle) alay etmek.
The
little girl on the bus was making faces at people.
(a) birisi adına çabalamak, gayret sarfetmek, yardım etmek, desteklemek, (b) sadakatini/bağlılığını ilân etmek, biat etmek.
(motor) ağır çekmek Fiil
(bir yere) varmak/ulaşmak/erişmek/vasıl olmak.
alacakları tahsil etmek Fiil
alacaklarını toplamak Fiil
yığınları çekmek Fiil
talep cazibesi İsim
(a) çekip çıkarmak, (b)
argo (zor bir işi) başarmak, muvaffak olmak, başarı ile sona erdirmek,
hakkından gelmek, (c) taşıtı yolun kenarına çekmek/yanaş(tır)mak.
arabayı park edilecek bir yere çekmek Fiil
arabayı yoldan park edilecek bir yere çekmek Fiil
akıllıca davranarak başarıya (istenilen amaca) ulaşmak.
suç işlemek Fiil
bir paraşütü açmak Fiil
paraşütün açılması
piyasadan çekmek Fiil, Tıp ve Sağlık
(US) marifetini göstermek Fiil
yirmi ton çekiş gücü olmak Fiil
çekmek, germek.
tetiği çekmek Fiil
ateşlemek Fiil
kendine gelmek, kendine (hislerine/sinirlerine) hâkim olmak.
toparlanmak Fiil
(a) yola çıkmak, hareket etmek, (b) (bir işten) çekilmek, ayrılmak, elini eteğini çekmek, ilişiğini kesmek, (c) çekip çıkarmak.
kredi konsorsiyum'dan çekilmek Fiil
istasyondan kalkmak Fiil
(a) taşıtı kaldırıma/yolun kenarına yanaştırmak, (b) (taşıt) yol kenarına yanaşmak.
arabayı yolun kenarına çekmek Fiil, Ulaşım
arabayı kenara çekmek Fiil, Ulaşım
punch (2).
mevkiini kötüye kullanmak, maiyetindekileri ezmek/hor görmek.
sarınmak Fiil
aldatmak Fiil
birini aldatmak Fiil
yutturmak Fiil
birine takılmak Fiil
birine yol göstermek Fiil
kulağını çekmek Fiil
birini azarlamak Fiil
birinin dişlerini çekmek Fiil
birini zor bir durumdan kurtarmak Fiil
çekiştirmek Fiil
birine bir şeyi yutturmak Fiil
başarmak için bir yolunu bulmak Fiil
ilgisini kesip/bırakıp gitmek.
(kundura arkasında giymeyi kolaylaştıran) tutamak, kundura tutamağı. İsim
piston kullanmak Fiil
string (18).
(a) başkalarının faaliyetini gizlice kontrol etmek, ipi başkalarının elinde olmak, (b) başkalarına gizlice
tesir etmek, (c) iltimas/piston/torpil yaptırmak.
He had to pull a few strings to get that job.
kordonlu şalter
çekme anahtar
hükümeti buhrandan çıkarmak Fiil
manevra çevirmek Fiil
zor altında çalışmak Fiil
(a) hastanın hayatını devam ettiren cihazı durdurmak, (b) son vermek, sona erdirmek, bitirmek.
desteklemekten vazgeçmek Fiil
kukla oynatmak Fiil
güçsüzleştirmek Fiil
desteğini kesmek Fiil
yüzüstü/tehlike ile karşı karşıya bırakmak, desteklememek.
başkalarının faaliyetini gizlice yönetmek Fiil
piston kullanmak Fiil
başlatmak, harekete geçirmek, ateşlemek, tetiği çekmek.
ilişkileri aracılığıyla mevki elde etmek Fiil
(US) birini aldatmak Fiil
(a) (hastalıktan, krizden vb.) kurtulmak, sağ salim çıkmak/kurtulmak, paçayı kurtarmak, (b) başarmasına
yardım etmek, elinden tutmak, desteklemek.
He had difficulty with his work for the examinations, but his teacher pullled him through.
çürütmek, cerhetmek, yanlışlığını kanıtlamak.
He pulled their argument to pieces. (b) kusur bulmak,
kusurlarını/noksanlarını meydana çıkarmak.
paramparça etmek,
pull someone to pieces: birini şiddetle tenkit etmek, didik didik etmek.
didik didik etmek Fiil
didiklemek Fiil
(araba) sola çekmek Fiil
(a) yapıp çatmak, elde bulunanlarla meydana getirmek, düzenlemek, düzene sokmak, çeki düzen vermek, işler
hale getirmek.
The directors called an experienced man to pull the department together. (b) işbirliği yapmak.
(a) durmak, (b) (kökten) sökmek, çıkarmak, (c) tamamen kaldırmak, bertaraf etmek.
karınlamak Fiil
yaya kaldırımında durmak Fiil
aniden durmak Fiil
ilgisini kesip/bırakıp gitmek.
evinden/işinden ayrılmak, başka yere gitmek,/taşınmak.
birine haddini bildirmek Fiil
fren çekmek Fiil
ilerleyip (birisi ile) aynı hizaya gelmek.
sandalyenizi yaklaştırmakıniz
birlikte iyi çalışmak Fiil
… ile anlaşmak, uyum sağlamak, ayak uydurmak, işbirliği yapmak.
üzgün görünmek, yüzü gülmemek, suratını (bir karış) asmak.
sola çekmek Fiil
ağır çekmek Fiil
çekmek Fiil
talep artması karşısında alınan önlemler İsim
birini avucunda tutmak Fiil
birinin üzerinde büyük etkisi olmak Fiil
(red anlamında) surat asmak, kaş çatmak.
yüzünü gözünü oynatmak/buruşturmak, yüzüne acayip ifadeler vermek, (yüz işaretleriyle) alay etmek.
The
little girl on the bus was making faces at people.