1. yakıt, mahrukat, yakacak (şey).
    Wood, oil and gas are different kind of fuel.
    liquid fuel:
    akar yakıt.
    solid fuel: katı yakıt.
    Add fuel to the flames: Yangına körükle gitmek, büsbütün alevlendirmek.
    fuel cock: gaz ocağı musluğu.
    fuel-gauge: yakıt (seviye) göstergesi.
    fuel pump: yakıt pompası.
  2. besin, gıda.
    Your baby needs fuel to live and grow.
  3. besleyen/tahrik eden/kışkırtan şey.
    His insults were fuel to her hatred.
  4. yakıt sağlamak/tedarik etmek.
  5. yakıt almak/tedarik etmek.
    Aircraft sometimes fuels in midair.
  6. ateşe yakacak atmak.
  7. Denizcilik yakıt yüklemek.
fosil yakıt İsim, Çevre ve Ekoloji
sentetik yakıt İsim, Çevre ve Ekoloji
termik santral İsim, Çevre ve Ekoloji
yakıt eğrisi İsim, Ulaşım
yakıt deposu İsim, Ulaşım
yakıt pompası İsim, Ulaşım
yakıt katkısı İsim, Çevre ve Ekoloji